Eleştirel bir bakışla yorumlamak isterim ki bazı bölümlerde anlatımın aşırı detaylı ve tekrarlar içerdiğini söylemek mümkün. Karakterlerin psikolojik derinliği bazı noktalar için daha yoğun işlenebilirdi bence.
Yazarın bir sonraki kitabında “editör seçimini” gözden geçirmesi faydalı olabilir diye düşünüyorum imla hataları var.
Kitabın içeriğine gelecek olursam
Bu eser; insanın kendi hayatını, seçimlerini ve ilişkilerini sorgulayan derin bir felsefi yolculuğa davet ediyor bizleri…Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen kurgu olarak başarılı buldum. Eminim daha güzel işler çıkacaktır.
Çayınızdan, kahvenizden bir yudum alın ve kendinize cevap verin:
<< “60’lı yaşlarda olsanız ve birisi ömrünüzden 5 yıl almak şartıyla 20’li yaşlarınıza dönmeyi teklif etse kabul eder misiniz?” >>
Aslında tam da bu soru üzerinden şekilleniyor ve bu basit gibi görünen soru okur üzerinde etkileyici bir bilinçli farkındalık yaratıyor.Yazar, 20’li yaşlara dönmenin hem çekiciliğini hem de risklerini ortaya çıkarıyor.
60’lı yaşlarımda değilim lakiiiiiin;
“Eğer şu an bile bana 20’lerime dönme şansı verilseydi büyük bir istekle kabul eder miydim emin değilim. Çünkü o yıllarda hem saftım hem hayatı bilinçsizce yaşıyordum.Her hatam her yanılgım bana bugünkü benimi kazandırdı. Her sevinç ve maalesef “her kayıp” ruhumun katmanlarını derinleştirdi.” Bu yüzden istemezdim geçmişe dönmeyi ama yaşlansaydım ve ölüme yakın olduğumu düşünerek belki de isterdim.
Kesinlikle klasik bir zaman yolculuğu hikâyesinden ziyade hayatınızı ve seçimlerinizi de sorgulayacaksınız.
Kitabın en etkileyici yönlerinden biri, sevdiklerimizin değişimi üzerine yaptığı derin felsefi sorgulama:
“Peki ya 20’li yaşlara dönebilsek sevdiklerimiz aynı kalmasa?” sorusu geçmişe dönmenin çekiciliğini bir anda anlamsızlaştırıyor. Kitap işte tam da bu anda kendini ortaya koyuyor.
Başlangıçta “Evet dönmek isterdim cevabı yerini kitabı bitirmeye yakın kesinlikle dönmezdim cevabına bırakıyor.
Kitap bu felsefi yoğunluğunu sürdürürken zamanın akışı, hatalarımız ve seçimlerimiz üzerine düşündürücü bir deneme havası da sunuyor: “Gerçek soru şu olurdu: Zamanı geriye almak mı yoksa bugünde sevdiklerimizi ve anlarımızı tam anlamıyla yaşamayı öğrenmek mi daha anlamlı?” Bu işte hem karakter hem de okur için bir tür varoluşsal sınav niteliğinde diyebiliriz. Kitap basit bir “dönüşüm hikâyesi” olmaktan çıkıyor ve insanın kimliği, bilinci ve sosyal bağları üzerine düşündüren bir alegori hâline geliyor.
Toparlayacak olursam kısaca; Zamanın geri alınamaz akışı karşısında asıl dersin sevdiklerimizi ve anlarımızı bugünde değerli kılmak olduğu fikrini güçlü bir şekilde hissettim. İmzalı kitap hediyesi için Gökçe Hanım’a ve Remzi Erdinç Bey’e teşekkür ederim.