Not: Bu paylaşım, ruhsal çöküş ve intihar temalarını içeren bir kitaptan alıntı ve yorum barındırır. Lütfen kendi duygusal güvenliğinizi önceliklendirin.
Japon edebiyatındaki karakterleri anlamakta oldukça zorlandığımı yine fark ettiğim bir kitap oldu. İnsan ilişkileri bizim kültürümüze göre o kadar farklı ve mesafeli ki… Bir psikoloji araştırmasında, Japonya’da toplumsal normların çok güçlü olması nedeniyle bireysel araştırmalarda zorluk yaşandığı, araştırmanın kısıtlılıkları bölümünde yer almıştı. Ben de şaşırmıştım ve daha birçok araştırmada benzer ifadelerle karşılaşmıştım.
Kültürel olarak çok yüksek standartlara ve adeta insanüstü bir “ahlak” anlayışına sahipler anladığım kadarıyla. Bu durum, amansız çalışkanlık ahlakına erişemeyen bireyleri toplumun dışına itip bitmek bilmeyen bir utanca dönüştürüyor. Bu kitapta da Yazo karakteriyle, Japon edebiyatının derinliklerimize kadar tanıttığı yabancılaşma ve utanç hissiyle tanışıyoruz.
Yazo aslında insanlığı anlayamayan, uyum sağlayamayan bir karakter. Genellikle çocukluktan başlayan “İnsanlar gerçek beni tanırsa sevmezler” şemasına sahip ve sürekli rol yapıyor; böylece topluma uyacağını sanıyor. Bu iki kişilikli yaşantı ona her geçen gün daha büyük bir eziyete dönüşüyor.
Benim en çok dikkatimi çeken, Yazo’nun bir türlü yolunu bulamaması ve bir meşguliyet edinememesi. Her zaman bir psikolog olarak da şuna inanırım: “Meşguliyet çok değerlidir.” Birçok ruhsal rahatsızlığın temelinde aşırı düşünmenin olduğunu biliyoruz. Yazo ne kadar çabalasa da meşguliyetleri hep bir sarhoşluk etkisinde gerçekleşiyor; ama asla o anda olamıyor. Sürekli bir tiyatro oyuncusu gibi ezberlediği ve alkış aldığı diyalogları oynarken, biri onun doğaçlama yapmadığını fark edecek diye ödü kopuyor…