Gönderi

Atatürk’ü Yeniden, Daha Derinden Sevmek
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2025 12. kitabı
Ah kalbim... Bu romanı okurken, kendimi sanki sessiz bir odada Atatürk’ün tam karşısında oturup onunla dertleşiyormuş gibi hissettim. Kulin, bu kitapta sadece tarihe yön veren büyük zaferlerin, görkemli devrimlerin ya da kahramanlık destanlarının peşine düşmemiş; bunun yerine, Atatürk’ün kimsenin kolay kolay dokunamadığı o derin iç dünyasına, kalbinin en mahrem köşelerine, kırılganlığına ve yalnızlığına uzanan çok özel bir pencere açmış. Sayfalar ilerledikçe, Atatürk’ün yalnızca bir lider, bir komutan ya da bir efsane değil; kalbi kırılan, özlem duyan, yorulan, bazen iç sesiyle boğuşan, tıpkı bizim gibi etten kemikten bir insan olduğunu daha yoğun bir şekilde hissediyorsunuz. Kulin’in dili öyle sade, öyle duru, ama bir o kadar da içe işleyen bir sıcaklığa sahip ki… Sanki Atatürk'ün ses tonu kulağımda çınlıyordu; sanki cümleleri o seçiyor, duygularını kendi ağzından usulca fısıldıyordu. Roman , çok yoğun psikolojik tahlillere girmiyor; ama kalbe değen, insanı durup düşündüren, yüreğinin bir köşesini titreten o duygusal dokunuşu fazlasıyla hissettiriyor. Onun hayal kırıklıklarını, yarım kalan umutlarını, hayata sarılma çabasını ve bütün direnç halinin arkasındaki inceliği usul usul içimde taşıdım. Çocukluk döneminde babasını çok erken kaybetmesi, kardeşlerini toprağa vermesi, gençlik döneminde ateşpareliği, öfkesini kendi içinde bastırmaya çalışması, bütün bunların üzerine ilerleyen yıllarda kendi hayatında da kök salacağı, güvenle sığınacağı kalıcı bir aile düzeni kuramaması beni derinden sarstı. Bu kadar ağır bir yalnızlığı sırtına yükleyen bir insanın, aynı zamanda koskoca bir ulusu ayağa kaldıracak gücü nereden bulduğunu defalarca düşündüm. Bazen sayfanın ortasında durup sadece nefes aldım, bazen de gözlerimi kapatıp o gücün, o yalnızlığın ve o yüce sorumluluğun biri insanın ruhuna nasıl sığabildiğini anlamaya çalıştım. Ve o meşhur akşam sofraları... Bugünün gözüyle bakıp anlamaya çalışanların bazen yanlış yorumladığı, kimi zaman gereksiz tartışmalara konu edilen o sofralar. Kulin'in satırları arasında gezinirken, o sofraların aslında bir eğlence değil; bir ülkenin kaderinin tartıldığı, geleceğin fikirlerle yoğrulduğu, güven duyulan insanların bir araya geldiği bir düşünce ocağı olduğunu daha net gördüm. Ve belki de onun kuramadığı aile yerini o sofralarda bulduğu dostluklarda, o masalarda konuşulan hayallerde, ülkesine adadığı gecelerde buluyordu. Çünkü belki de Atatürk’ün aile kuramamasının sebebi, bütün sevgisini, sabrını, şefkatini, zamanını ve kalbinin en değerli parçasını vatanına vermiş olmasıydı. Kitabı okurken en çok içimi titreten bölümlerden biri, kadınlara verdiği değerin ve manevi kızlarına duyduğu sevginin anlatıldığı satırlardı. Kadınları sosyal hayata katmak için ne kadar uğraştığını, her bir adımı nasıl ince ince düşündüğünü, kadınlara inandığını ve onların özgürleşmesi için verdiği mücadeleyi bir kez daha, ama bu defa çok daha duygusal bir yerden hissettim. Bugün biz kadınlar; fikirlerimizi savunabiliyorsak, kendimizi var edebiliyorsak; bunun arkasında onun attığı o cesur, devrim niteliğindeki adımlar var. Bu gerçeği bir kez daha fark etmek, yüreğime gururla karışık bir şükran duygusu bıraktı. Bu roman benim için bir okuma deneyiminden çok daha fazlası oldu. Atatürk’e yeniden yaklaşmanın, onu daha derinden, daha insanca ve daha sıcak bir yerden tanımanın yolu gibi. Okurken kalbim sıkıştı, boğazım düğümlendi, kimi satırlarda içim hüzünle doldu ama en çok da tarifsiz bir gurur duydum. “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe”, bana Atatürk’ü tekrar sevmeyi değil; onu daha çok hissetmeyi, daha çok anlamayı ve en önemlisi, onu yüreğimde daha insanca bir yerden taşımayı öğretti. Bittiğinde elim kitabın üzerinde öylece kaldı ve içimden sadece şu geçti: Ne büyük bir yalnızlığın içinden ne büyük bir ışık doğmuş.
2024 Okuma Raporları
Aylardan Kasım Günlerden PerşembeAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20254,424 okunma
·
149 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.