Puan vermedi·255 syf.····Okunma: 02 Kasım 2025 18:32 Mecelle geçmişimi bir koşu Risale-i Nur'a bağlayıp kapatacağım incelemeyi.(Okurken bilmiyordum ama artık biliyorum.)
"Hayr-ı kesir için şerr-i kalil kabul edilir."
"Def-i mefâsid, celb-i menâfiden evlâdır"
Yani. Çok hayırlar için az şerler kabul edilir. Ve de, Kötülüklerin giderilmesi, iyiliklerin elde edilmesinden önce gelir gibi gibi. O yüzden Mecelle'nin hayatımızdaki yeri yeni değil diyebiliriz. Ben diyorum. Mecelle'nin hepsini de okuyacağım inşallah, artık kitaplıkta bakışmak yok, ama bunun için fakültenin bitmesini beklemek zorundayım.
Üstad bu ilkeleri bazen doğrudan Mecelle ifadesiyle, bazen de eş anlamlı bir fıkıh prensibi olarak kullanmış.
1. `Def-i mefâsid, celb-i menâfiden evlâdır.`
(Zararları önlemek, fayda sağlamaktan önceliklidir.)
İfade edildiği yer:
"Her zaman def-i şer, celb-i nef'a râcih olmakla beraber [yani: kötülüğü defetmek, fayda sağlamaktan üstündür], bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında, bu takva olan def-i mefâsid ve terk-i kebâir [büyük günahları terk etmek] üssü'l-esas [temel esas] olup, büyük bir rüçhaniyet [öncelik] kesb etmiş."
Kastamonu Lâhikası, 103. Mektup
2. `Ehven-i şerreyn ihtiyar olunur.`
(İki kötüden, daha az kötü olanı tercih edilir.)
Bu ilke, Külliyat'ta genellikle "ehvenişer" (şerrin en hafifi) olarak geçer ve hatta bence, serence bu kelimeyi kullananlar en az bir defa risale okumuştur:
"Cemaatin selâmeti için fert feda edilmez. 'Nahnü nahkümü bi'z-zâhir' [Biz zâhire/görünüşe göre hükmederiz] kaidesiyle, zâhiren bir cinayet, on masumun hakkını ihlâl etmektir. Amma 'ehvenüşşer' deyip, cemaatin selâmeti için bir ferdin hakkı, rızasıyla olmalı..."
Sünuhat, "Hutbe-i Şâmiye Zeyli"
Burada ve Külliyat'ın başka yerlerinde (özellikle Emirdağ Lâhikası), iki zararlı durumla karşılaşıldığında daha büyük bir felaketi önlemek için daha küçük zararın kabul edilebileceği prensibini açıklar. Buna "şerr-i kalil için hayr-ı kesîri terketmek, şerr-i kesîr olur" (az bir kötülükten kaçmak için çok bir iyiliği terk etmek, büyük bir kötülük olur) şeklinde de atıf yapar.
3.`Beraet-i zimmet asıldır.`
(Aslolan suçsuzluktur.)
Bu ilke, üstadın mahkeme savunmalarının temel taşıdır ve yine benim için hukuki duruşudur,
"Kaide-i adliye, 'Beraet-i zimmet asıldır.' Suçluluğu yüzde yüz tahakkuk etmeyen, bîgünah [günahsız] addolunur. Hatta on şüpheli, bîgünah serbest kalsalar, birtek masumun mahkûm olmasına tercih edilir. Zira, on cani serbest kalsa, adaletin nazarıyla ehvendir; bir masum mahkûm edilse, adalet arşa çıksa da yerini bulamaz."
Tarihçe-i Hayat (Isparta Hayatı) ve Divan-ı Harb-i Örfî (İki Mekteb-i Musibetin Şehadetnamesi)
Kendisine ve talebelerine yöneltilen suçlamalara karşı, masumiyet karinesini (beraet-i zimmet) savunur. Bir kişinin suçluluğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat edilmedikçe suçsuz kabul edilmesi gerektiğini bu kaide ile savunur.
4.`Şek ile yakîn zâil olmaz.`
(Şüphe ile kesin bilgi ortadan kalkmaz.)
Bu kaide, vesvese bahsinde mantıksal bir temel olarak kullanılır. Doğrudan "Şek ile yakîn..." ifadesi yerine, bu kaidenin uygulamasında şu ifadeler kullanılır:
"Meselâ, yakînen bilirsin ki, şu âyinenin [aynanın] yüzü parlaktır, güneşe mukabildir. O bedihî [apaçık] yakînini, o parlaklığın içindeki küçük, mülevves [kirli] bir noktanın ihtimâl-i zâtîsiyle [zatında var olan imkânıyla] o yakînini terkedebilir misin? 'Belki o nokta o parlaklığı setretti' der misin? ... İşte imkân-ı zâtî, yakîn-i ilmîye münâfi değildir [Zatında mümkün olması, kesin bilgiyi bozmaz] ve ona zarar vermez."
Sözler (Yirmi Birinci Söz, İkinci Makam)
İmanî konularda (yakîn / kesin bilgi) gelen vesveselerin (şek / şüphe) imana zarar vermeyeceğini anlatır. Bir şeyin aklen mümkün olmasının (imkân-ı zâtî), o şeyin kesin bilgisine (yakîn-i ilmî) zarar vermediğini, dolayısıyla şüphenin yakîni bozmayacağını bu mantık silsilesiyle açıklar.
Mecelle inceleyecek durumum yok. İslam nettir ve oradan çıkarılacak hükümler de öyle. İşte o kadar.
İlk yüz maddeyi okuyun okuyun okuyun diyen Osman hocamın güzel hatrı için okudum yoksa ben hepsini okumak istiyordum ama onu da ilk fırsatta yapacağım inşallah.