İngiliz yazar Matt Haig’i, goodreads'de 2020 yılının en beğenilen kitabı seçilen Gece Yarısı Kütüphanesi ile tanımıştım. Hakkında her ne kadar methiyeler düzülse de aklıma yatmayan bazı durumlardan dolayı kitabı ortalama bulmuştum. Fuarda gezerken yeni kitap gözüme çarpınca belki düşüncelerim değişir diyerek yazara bir şans daha vermek istedim.
Peter ve Helen Radley çifti genç çocukları Rowan ve Clara ile İngiltere’nin küçük bir banliyösünde yeni bir hayata adım atarlar. Ancak dışarıdan normal görünen bu ailenin ebeveynlerinde, zamanla bazı tuhaflıklar gözlenmeye başlar. Örneğin; enerjileri olmadığı için depresyon belirtileri yüzeye çıkar, güneşe maruz kaldıklarında deri döküntüleri oluşur, uyuyamazlar, hayvanlar onlardan köşe bucak kaçar, hatta okuldaki çocuklar bile bu ailede bir gariplik olduğunu düşünür. Amcaları Will ortaya çıkınca, Clara’da kardeşi Rowan ile birlikte yıllardır uyuyamamalarının, salata yerken boğulacak gibi olmalarının ve dışarıya ancak 60 faktörlü güneş kremi sürerek çıkabilmelerinin ardındaki gerçeği nihayet keşfetmeye başlar.
Konudan anlaşılacağı üzere bir vampir kurgusuyla karşı karşıyayız. Bilen bilir, böyle konulardan hazzetmem. Ancak yazar Matt Haig olunca peşin hükümlü olmadan bakış açımı değiştirmek ve bana sunulan kartları yeniden dağıtmak istedim. Dolayısıyla aile dinamiklerine odaklandım. Ebeveyn-çocuk ilişkileri, bazı ikonik kırılmalar, bireyler özelinde var olabilme ve gerçeklerle başa çıkabilme güdüleri, dürüstlük sınırları, satır aralarına ustalıkla yedirilmiş. Yani yazar, görünenin ötesine odaklan, gerçeği ancak öyle görebilirsin, mesajı veriyor.
Ancak bana göre Matt Haig, bu güzel önermeyi kurgu ve karakterlerle bütünleştirmeyi başaramamış. Kara mizah olarak düşünürseniz eh idare eder ama diğer türlü maalesef orta sınıf hayatı seçen Radleyler gibi kitapta sınıfta kalıyor. Altı üstü Donato zehirlenmeme ara verip şöyle bir kafa dağıtmak istemiştim, yanlış kitabı tercih etmişim. Sevenlerine saygım sonsuz, çabalasam da ne yazık ki yazarın kitapları bana hitap etmiyor.