Hikâyenin merkezinde Christine Lucas var. Christine her sabah uyandığında geçmişini unutuyor; yeni anılar oluşturamıyor ve her gün hayatına yabancı biri gibi başlıyor. Yanındaki adamın kocası olduğunu öğreniyor, kaç yaşında olduğunu yeniden keşfediyor, hatta aynadaki yüzüne bile yabancı hissediyor. Sonra bir doktor ona gizlice günlük tutmasını öneriyor ve olaylar burada derinleşmeye başlıyor. Çünkü Christine’in her gün yeniden yazdığı notlar, ona anlatılan hayatla tam olarak örtüşmüyor.
Uyuyana Kadar, psikolojik gerilim türünde hafıza kaybı temasını merkezine alan oldukça atmosferik bir roman. S. J. Watson, kitabı özellikle güvenilmez hafıza ve güvenilmez anlatıcı fikri üzerine kurmuş.
Kitabın bana göre en güçlü yanı; sürekli bir huzursuzluk hissi yaratması. ‘Kime güvenebilirim?’ teması iyi işlenmiş. Hafızanın kimlik üzerindeki etkisini düşündürmesi olumlu yanlarından. Ama okurlar tarafından eleştirilen tarafı da tam olarak bu. Kitapta bilinç akışı ve tekrar hissi özellikle kullanılmış. Yazar, Chris’in aynı korkuları ve sorguları sık sık yaşadığı bir yapı kurmayı tercih etmiş. Dolayısıyla psikolojik detaylara aksiyondan daha fazla yer vermiş.
Bu da kitabın yavaşlamasına ve tekrarların artmasına yol açmış. Özellikle hızlı aksiyon almayı sevenler için tempo sorunu olacaktır. Anlaşılabilir bir durum. Buna karşılık salt psikoloji seven okurların da kitabın o boğucu atmosferini başarılı bulduğunu söylememiz lazım.
Kitabın hemen ardından film uyarlamasını da yolculuğum sırasında izledim. Başrollerinde Nicole Kidman, Colin Firth ve Mark Strong var. Film, hikâyeyi ciddi şekilde sadeleştirerek tekrar hissini azaltmış, gerilimi daha gerçekçi ve hızlı işlemiş. Sürenin kısıtlı olması da olay örgüsünü yoğunlaştırmış.
Sonuç itibariyle; film daha akıcı ve gerilim odaklı. Kitap