Mizancı Mehmed Murad'ın Turfanda mı Yoksa Turfa mı? romanı, Tanzimat Dönemi romanının tezli roman geleneğinin önemli bir örneğidir ve dönemin siyasi, sosyal ve ahlaki buhranlarını ele alır. Roman, çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu'nu kurtarma çabası içindeki idealist aydının dramını işler. Avrupa'da tıp eğitimi alıp İstanbul'a dönen idealist genç doktor Mansur Bey'in, karşılaştığı yozlaşmış devlet yapısı, ahlaki çöküntü ve geleneksel zihniyetle mücadelesi ana ekseni oluşturur. Eser, bu yönüyle "turfanda" (yeni, taze, çağdaş) olan Mansur'un idealleri ile "turfa" (eski, bayat, yozlaşmış) olan İstanbul hayatının ve bürokratik yapının çatışmasını simgeler. Dönemin aydınları arasındaki "Batılılaşma" tartışmalarına keskin bir eleştiri getirerek, kurtuluşun sadece şeklî Batı taklidinde değil, eğitim ve ahlaki erdem yoluyla topyekûn bir toplumsal dönüşümde olduğunu savunur.
Romanın temel mesajı ve dramatik yapısı, kahramanı Mansur'un ütopik derecede iyi ve fedakâr olmasına rağmen, nihayetinde başarısızlığa uğraması ve 93 Harbi'nde (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) veremden ölmesiyle pekiştirilir. Mizancı Murad, Mansur'un ölümünü, salt bireysel bir felaket olarak değil, idealizmin ve yenileşme çabalarının dönemin koşullarında ne kadar zorlu olduğunu gösteren trajik bir sonuç olarak kullanır. Romandaki entrika (Raşid Efendi'nin miras hırsı ve cinayet girişimleri) ve aşk hikayeleri (Mansur-Zehra, Sabiha) ise asıl tezi olan ahlaki çöküntü ve sosyal eleştiriyi destekleyen bir zemin oluşturur. Eser, "milli roman" örneği verme amacıyla yazılmış olup, özellikle yaygın eğitim (neşr-i maarif) ve kadınların eğitimi konularını memleketin kurtuluşu için en hayati meseleler olarak vurgulamasıyla Tanzimat edebiyatı içindeki yerini sağlamlaştırır ve fütürist (gelecekçi) bir karakter çizer. Mizancı Mehmed Murad