Puan vermedi·234 syf.····Okunma: 03 Kasım 2025 21:56 Marguerite... Onu okurken, “Bir metresin ruhu olabilir mi?” diye fısıldayan o acımasız topluluğun yüzüne tükürmek istedim. O, sadece yaşam mücadelesi veren, karşılığında biraz sevgi arayan bir kadındı. Onun günlüğü (kitabın özü), bana şunu fısıldıyor: "Benim hayatım, bir bedelin karşılığıydı; ta ki Armand'ın aşkı, o bedeli görünmez kılana dek."
Armand'ı affetmek zor. O, aşkının saf ve temiz kalmasını beklerken, Marguerite'i sürekli yargıladı ve en ağır darbeyi vurdu. Ancak hikayenin asıl kırılma noktası, Mösyö Duval'ın ziyaretidir. O babanın, bir kızın namusunu kurtarmak için diğerinin mutluluğunu çalması... Bu fedakârlık, Marguerite'i bir fahişeden çok, bir azizeye dönüştüren o an oldu.
En dokunaklı olan, ölümünden sonra ortaya çıkan o mektuplar. O satırlar, buz gibi bir gerçekle yüzleştiriyor insani: En büyük aşklar, en büyük yanlış anlaşılmalar üzerine kurulur. Marguerite, sessizliğin arkasına sığınarak Armand'a en büyük hizmeti yaptığını sanırken; Armand, onu en büyük nankörlükle suçladı.
Bu hikaye biter, ama kokusu kalır. O koku, kamelyanın ta kendisi, yani ölümle taçlandırılmış aşkın kokusudur.