André Gide'in "Isabelle" eseri, psikolojik derinliği ve karmaşık karakterleriyle dikkat çeken bir novella.. Hikaye, aslında bana biraz Sabahattin Ali’nin “Kürk Mantolu Madonna” eserini andırdı, her iki eserde de sadece bir mektuptan bir portreden yada bir anlatıdan etkilenme var. Gide aslında novella üzerinden bize birçok temayı işlemiş, aktarmış. Karakterler çok detay, yoğun. Gide, karakterlerin iç dünyalarını ve duygusal çatışmalarını detaylı bir şekilde analiz etmiş. Eserde, karakterlerin düşünceleri, hisleri ve davranışları arasındaki ilişki, bir ailenin çöküşü, ana karakterin bir fotoğraf ve bir mektup üzerinden umutlandığı genç kadına duygusu üzerinden anlatılıyor.. Tez çalışması için gittiği malikane Gerard Lacase için bambaşka boyutlar kazandırıyor. Normandiya'ya, Floche ve Saint-Auréol ailelerinin kaldığı Quartfourche Malikaneye gitmesiyle ailenin hüsranlı çöküşüne de şahit oluyor Lacase. Eserde, akademik gelişim, tutku, aile içi ilişkiler, ahlak ve bireysellik gibi temalar işlenir. Isabelle'in gizemli kişiliği ve çevresindeki insanların ona karşı hisleri, hikayenin temelini oluşturuyor. Isabelle, eserin merkezinde yer alan, anlaşılması zor bir karakterdir bence. Gide'in bakış açısıyla, Isabelle'in iç dünyası ve duygu durumu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Diğer karakterler de, Isabelle ile olan ilişkileri üzerinden derinlemesine anlatmış. Eserde, karakterlerin düşünceleri, hisleri ve davranışları arasındaki ilişki, kısa görünen novella olsa dahi az ve öz bir şekilde anlatılmış. Gide'in sade ve akıcı bir dili var ve bu çok net görünüyor eserde, olay örgüsünden ziyade karakterlerin iç dünyasına odaklanmış, olayı anlatıyor ancak olaydan ziyade karakterlerin zaman içinde düşüşü, umutlu bir arayış, geçmişin açığa çıkması… Ailenin gizemli sırrını Isabelle'in çizilmiş resmini görmesiyle çözmeye karar verir Gerard Lacase genç akademisyen, ancak bunu çözmeye çalışırken de kendin dizginlemeye, duygularına mani olmaya da çalışır. İnsan hiç tanımadığı birine sevgi, ilgi, duyar mı ? ki ne kadar gerçekçi olacağı da meçhul.. Sesini duymadan, hakkında hiç bir bilgiye sahip olmadan gecelerini, gündüzlerini ona adaması da bu denli onu umuda ve kararlı bir şekilde bağlamışken. Geçmişten günümüze bakıldığında, istikrar, kararlılık, umut etmek, kendinden emin olmak o kadar eskide kaldı ki, bu tarz içten, duygu yüklü eserleri okuyunca anlıyoruz çoğu olması gereken duygunun yok olduğunu.. Gide ve Sabahattin Ali bize bir insanı hiç tanımadan da anlamak istemenin kişide bittiğini, duygunun ve merakın insanda bıraktığı arzu üzerine insanda her türlü şeyi yaptırabildiğini anlatmış, okumakta bizlere büyük bir keyif sunsun ve duygularımızı da yitirmeden hayatlarımıza anlam katmaya devam edelim...