Roman, genç bir adam olan Gérard’ın, taşrada bir şatoya yaptığı ziyaretle başlar. Bu şato, hem fiziksel hem de ruhsal olarak çürümeye yüz tutmuş bir mekândır. İçinde yaşayan aile de aynı şekilde dağılmış, içine kapanmış ve geçmişin gölgeleriyle yaşayan insanlardan oluşur.
Gérard burada, hiç görmediği ama hakkında sürekli konuşulan bir kadına—Isabelle’e—takıntılı bir ilgi duymaya başlar. İlginç olan şu ki Isabelle, romanda neredeyse hiç “gerçek” haliyle var olmaz. O, daha çok:
• başkalarının anlattığı,
• mektuplardan çıkarılan,
• hayal edilen bir figürdür.
Gérard’ın zihninde Isabelle giderek bir ideale, hatta bir tür romantik yanılsamaya dönüşür.