André Gide ile tanışma kitabım oldu. Kesinlikle devam etmeyi düşünüyorum. Güzel bir kurgunun içerisinde aynı zamanda düşünsel olarak da beni tatmin eden bir okumaydı. Bunu Hermann Hesse'de de görmüştüm. Hem kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz müthiş bir akış var, hem de aralarda altı çizilesi satırları yakalama şansı buluyorsunuz.
Hesse'de de kendini arayış vardır, bu kitapta da ana tema o aslında. Karakterimiz Michel, kendini ararken siz de kendi içinize doğru belirsiz bir yolculuğa çıkıyorsunuz, kendine sorduğu soruları kendinize yöneltiyorsunuz. Sonuç ne oluyor peki? Bir karmaşa... Düşündükçe insanın huzuru kaçıyor sanki. Ama düşünmeden yaşamak da bizi birer kopya haline getiriyor. Saçı, gözü farklı olan ama aynı paketlenmiş beyni taşıyan bir sürü... Ki bazen fiziksel görünüşümüzü bile birilerine benzetme çabasındayız. Kitapta bundan da bahsediliyor.
Kendini keşfedebilmek zor olsa gerek ki kitap bunun bir ispatı. Michel, kendinin de farkında olmadığı bir süreçte bambaşka bir insan olduğunu, bilmem kaç yıl önce hoşuna giden şeylerin artık onu tatmin etmediğini görüyor. Buldum diyemiyor hiçbir zaman, sürekli değişen bir "ben" yakalıyor her defasında. Bu değişimi kabul etmekle birlikte, ben insanın içinde birçok kişilik barındırdığını düşünüyorum. Hangi birini bulacaksın içinde; belki birini belki hepsini belki de hiçbirini. (Biri, Hiçbiri, Binlercesi kitabını okuduktan sonra çok düşünmüştüm bunu.)
Michel bu arayışın sonunda kendini buldu diyebiliriz, ne kadar mümkünse. En azından var olmak için anlamlı sebepler buldu diyelim. Tabii bu salt düşünülerek yapılacak bir şey değil, bizzat yaşayarak bir nevi deneme yanılma yöntemiyle karar verdi kim olduğuna. Kitap aynı zamanda karakterle birlikte ülke ülke gezdiriyor, bambaşka insanlarla karşılaştırıyor sizi;
Ayrı YolAndré Gide · Can Yayınları · 20141,051 okunma
Dönüşüm insanın kendisini keşfetmesiyle başlıyor her zaman. Bir yansıma, bir fark ediş.
1947 Nobel Edebiyat Ödülünü kazanan bir fark ediş öyküsü. Ama bu fark edişin bizim aynamızda karşılığı yok. Ruhun kırılganlığı ile bedenin kırılganlığı arasında sıkışmış bir öykü. Hikâyenin kahramanı ağır bir hastalığın nekahetinde vücudunu keşfediyor. Çocuklara garip bir bakış. Son adım eşcinsellik. Ben öyküyü pek sevmedim. Ama "fark ediş"e dair bir sahne beni uzun uzun düşündürdü.
Michel yıllar sonra Fransada eski bir arkadaşıyla bir araya gelir. Arkadaşı ona eski bir makas uzatır. Yıllar önce kendisinden çalınmasına göz yumduğu bir makastır bu.
Yıllar önce Afrikada eşi ile birlikte evde oturuken, orada bulunan Afrikalı bir çocuk bu makası çaktırmadan cebine koymuştur. Michel bu olayı aynadan görmüş ama kendisine açıklayamadığı bir sebeple sessiz kalmıştır.
Michel yılllar sonra bu makas ile tekrar karşılaştığında şu ilginç detayı öğrenecektir: Aslında çocuk makası çaldığında yakalandığını bilmektedir. Çünkü kendi hırsızlığını yansıtan ayna, kendisini yakalayan bakışı da yansıtmıştır. Çocuk çaldığı makası para karşılığı Michelin arkadaşına satarken bu sırrı da bedavaya vermiştir.
Gidé bu anlatımda metaforik bir şey arzuladı mı bilmiyorum ama cidden inanılmaz derin bir anlatım olmuş.
Neden makas? Eski ile yeniyi ortadan kestiği için mi? Çünkü Michel değişir ve artık eskisi gibi olamayacağını bilir.
Ayna bir hırsızlığa sadece şahit olmamış, aynı zamanda onu çığlık çığlığa yansıtmıştır. Bir aynanın şahitliğinden daha kat'i ne olabilir?
Ayna suça göz yuman bir bakışı da yansıtmıştır. Yine sessiz kalamamıştır yani. Ama ben iki bakış nasıl oldu da aynada kesişmedi orasını anlayamadım. Sanırım anlatıda bir mantık hatası vardı.
Son olarak ayna yıllar sonra dahi olsa bir garip
Ayrı YolAndré Gide · Can Yayınları · 20141,051 okunma
Okumadan önce André Gide’in hayatına dair araştırmalar yapmıştım. Bu kitabı hatta bu karakterleri yazma sebebini kitap bittiğinde daha iyi kavradım. Tam bir
André Gide psikolojisi diyebiliyorum ve yazar her ne kadar ona öfkelenmeyin dese de ben Michel’e öfkeliyim.
Kendisiyle yeni yeni tanışıyorum fakat diğer eserleriyle muhakkak devam etmek istediğime eminim.
Ayrı Yol, insana müthiş bir varoluşsal sancı sunuyor. André Gide’in yarattığı Michel hikâye başladığından beri kendi içinde varoluşsal sancılar çeken bir karakter. Kendisini eşiyle çıktığı balayında vereme yakalanışıyla tanıyoruz. Sonrası ise ardı arkası kesilmeyen sancılar...Kendine sorduğu sorularla, sorularına aradığı yanıtlarla ve kendi hayatına bakışıyla dahi insanı yer yer huzursuz ediyor. Ana tema arayış olduğu için Michel’in kendi içinde çıktığı bulutlu yolculukta siz de ona eşlik etmiş oluyorsunuz.
“İnsanın içindedir her şey” diyen Michel’e hak veriyorum. Bu cümlenin derinliği etkiliyor sonra beni. Ne kadar çok şey anlatmak istediğini kendini arayışı esnasında bizlere kanıtlıyor. İnsanın kendini okuyabilmesinin ne denli zor olduğunu gösteriyor. Okurken Michel’in cümlelerine yabancılık çekmiyorsunuz. Bir zamanlar hoşumuza giden alışkanlıkların artık hoşumuza gitmediği, yeni keşifler aradığımız ve bir türlü tatmin olmadığımız, neyden hoşlanıp hoşlandığımızı tam çözemediğimiz dönemleri yaşıyor Michel. Hepimizin yaşadığı dönemler bunlar ve bu sebeple diyorum ya yabancı kalamıyoruz. Bunu eşine olan aşkında dahi anlatıyor aslında. Ne zaman “tamam bu benim” ya da “bunlar emin olduğum duygular” dese değişken kişiliği yine onu sarıyor. Hangi kişiliğimiz gerçek bizi yansıtıyor sorusu ise akıllara zarar. Çocukluğumuzdan bu yana hangimiz hep aynı şeylerden hoşlanır durduk ki sanki değil mi? Bence hepimizin içinde
Ahlaksız
✍DİPÇE:
20.Yüzyılın başlarında yazılmış yazarın bir nevi itirafnamesi ya da öz savunması olduğunu düşündüğüm bu eser, yalın okunmasının aksine siluet duygular yaratır. Kahramanımız Michel, Fransız bir arkeologdur.Balayına Tunus'a gider, orada hastalanır ve tüm kitap, hastalık ve nekahet dönemindeki sürecin içsel ve bilişsel tetkikini ele alır. Kitabın hususiyeti, otobiyografik izlerin yoğunlukla öne çıkmasından kaynaklıdır.Burada yazarın evliliğinin ilk aylarında ve hastalık sürecinde bir başka yönü ,homoseksüelliği tebarüz eder.Bu durum çok ince bir üslupla işlenir, eser, dönemin etkisiyle okuru bir hoşgörüye çağrı babındadır. Evet, yazar birçok alanda toplumdan aykırılığını ifade etse de bu içsel değişim, Arap çocuklardan hoşlanma, fiziksel bir hal almamış gibi gösterilir.Bu kısım okurun anlayışına göre yargılanmaya sebebiyet verse de yazarın çabası bu durumu telafiye yöneliktir.Zira kitabın sonuna kadar bir eş ve o kadına yönelik yoğun bir ilgi çabası göze çarpar. Bir kadın okur gözüyle, eşine gösterdiği yoğun ilgiyi, erkek çocuklara duyulan arzunun örtbas edilmesi şeklinde yorumladım.Tüm bunlar, yine de kitabı okurken aldığım keyfi gölgelemedi.Çünkü Andre Gide'nin üslubu enfesA.Gide okumalarıma devam edeceğimEsen kalın
Ayrı YolAndré Gide · Can Yayınları · 20141,051 okunma
Kendisini arayan ve korka korka aslında hep bildiği ama itiraf edemediği o yerde bulan Michel'in anıları. Aslında bir çeşit suçluluk duygusu ile kendisini açıklamak zorunda hissedişi. Arkadaşlarına anlatıyor, başından geçenleri. Karısı Marceline ile geçen günleri.
Suçluyor kendisini evet, ama bir yandan da haklılığını savunuyor. Arap çocuklar, çiftlik çalışanları vs...
Dili dupduru deyemesem de en azından sade ve temiz. Bir günde bitti, çünkü hastalıklarıb sonu nereye çıkıyor merak ediyor insan.
Ayrı YolAndré Gide · Can Yayınları · 20141,051 okunma
Muazzam bir varoluş sancısı çeken bir adamın romandaki olaylar silsilesi ile bu acıyı beslemesi ana temasıdır romanın. Yazar romanda felsefi sorunlar üzerine de eğilmiştir. Özgürlük nedir? Var olmak nedir? Aşk, sevgi ve hatıra nedir?. Sefil bir özgürlük ile roman son bulur. Kitapta sosyolojik analizler de vardır. Ana kahraman kültür üzerine atıflarda bulunmuştur. Toplumsal kalıplar, ahlak akabinde etik problemler üzerine düşünceler de kitapta mevcuttur. Olay örgüsü hem ihtisaslarınızı okşayacak hem de epistemik tecessüslerinizi kırbaçlayacaktır. İyi okumalar.
1947 Nobel Edebiyat Ödüllü André Gide, bu hikâyede, babası hoşnut olsun diye evlenen arkeolog Michel'i anlatıyor. Nişanlısını sevmediği, daha doğrusu ona âşık olmadığı halde evlenen Michel, önce vereme yakalanır. Direnci ve eşinin iyi bakımı sayesinde hastalığını atlatır ve eşine karşı sevgi, saygı, şefkat duymaya başlar.
Bir süre sonra hamileliğin sonlarına doğru bebeği düşüren eşi kendini toparlayamaz ve birkaç ay içinde ölür. Michel'in işiyle, eşiyle ilişkileri ve bunlarla hesaplaşması, kendisinde eşcinsel eğilimleri farketmesi ile birlikte bir iç çatışmaya düşmesi, kitabı ilginç kılan konular.
André Gide, kalemi iyi olan yazarlardan biri, bana göre.
Ayrı YolAndré Gide · Can Yayınları · 20141,051 okunma
Kitabı okuduğunuz her saniye Marcel'in kendisine bir kabuk gibi yapışan ve artık olmak istemediği hayatını yanan bir insan gibi çırpınarak atmaya çalıştığını görüyorsunuz. Görmekle kalmıyor, iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Yirmili yaşlarının yarısına kadar kendini keşfetmek yerine tarih çalışmalarına odaklanan Marcel'in kendini keşfetme konusundaki ölçüsüzlüğü onu kötü bir sona doğru her saniye sürüklüyor. Çok sonradan yüklü bir serveti olduğunu öğrenmesi de onun ölçüsüzlük ateşini harlayan şey olmuştur.
Eşcinsellik temasını da günümüz eserlerindeki gibi işlemiyor. Yani korkmayın, Marcel herkesle seks yapıp zevkin doruklarına varmıyor, varmışsa bile biz bunu ağzından duymuyoruz. Tam "Fransız" bir kitap Ayrı Yol. Okuduğum her saniye zevk aldım.
Bu kitabın başka çevirisinde ahlaksız olarak çevrilmiş bunun sebebini çok merak ettim, ayrı yol ve ahlaksız tamamıyla çevirmenlerin mi yorumu acaba? Böyle olsa bile bir çevirmen kitap adını çevirmekte ne kadar özgür olabilir ki? Kitap evli michel’in aslında temel benliğinde eşcinselliğini bastırıp bunun sorgusunu kendi içinde yapmasıdır. Toplumdaki her insan gibi kendine kalıp uydurup sonra bu kalıpların ona olmamasından dolayı kendine savaş açanların kitabıdır. Ama burda michelin içten içe yaşadığı eşcinsellik kendisinin yaptığı bir kalıptan çok bir öz olması bireyin hep bir kendi ile dışarısı arasında kalmasına yol açmıştır. Ama dediğim gibi çevirideki kitap adı çok şaşırtıcı
Balayıni geçirmek üzere karısıyla Tunus 'a giden arkeolog Michel' in vereme yakalanması,onun iyileşmesi ve daha sonra karısının hastalanmasına devam eden bir yüzleşme.Pek beğenmedim.
Ayrı YolAndré Gide · Can Yayınları · 20141,051 okunma
André Paul Guillaume Gide (22 Kasım 1869 Paris - 19 Şubat 1951 Paris) Fransız yazar. 1947 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi.
Gide, 22 Kasım 1869 tarihinde Paris, Fransa`da dünyaya geldi. Babası Protestan ve köylü kökenli, annesi Katolikti. 8 yaşında Paris'te Alsace Okulu'na gönderildi. Sık sık hastalandığı için öğrenimi kesintiye uğradı. Gide henüz 11 yaşındayken (1880) Paris Üniversitesi`nde hukuk profesörü olan babasını kaybetti. Ailedeki kadınların etkisi ve annesinin katı otoritesi altında büyüdü.
1889'da okuldan mezun oldu. Yaşamını yazarak geçirmeye karar verdi.Yazı hayatına 1891’de 21 yaşındayken yayımladığı André Walter'in Günlükleri(Les Cahiers d'André Walter) ve Narsis Üstüne İnceleme ile başladı. Ama ikisi de başarısız bulundu.
1893'te Kuzey Afrika gezisine çıktı. Arap dünyasının tümüyle farklı değerleriyle tanıştı. Fransa'ya döndüğünde oradaki katı Victorya dönemi yaşantısının olumsuzluklarından rahatsız oldu. 1894'te tekrar Kuzey Afrika'ya gitti. Burada Oscar Wilde ve Lord Alfred Douglas'la tanıştı. Onların yüreklendirmesiyle baskı altında tuttuğu eşcinselliğini kabul etti. Annesi hastalanınca Fransa'ya döndü.
1895'te kuzeniyle evlendi. 1896`da Normandiya`da bir komüne belediye başkanı oldu.
1908`de bazı seçkin yazarlarla birlikte Nouvelle Revue Française adında bir edebiyat dergisi kurdu. 1916`da 16 yaşındaki Marc Allégret ile sevgili oldu. Marc Allegret ile eşcinsel ilişkisi ailesinde huzursuzluk yarattı. Eşi Gide'nin kendisine yazdığı mektupları yok etti.
I. Dünya Savaşı yıllarında Kızılhaç ile gönüllü insani kuruluşlarda çalıştı. 1923'te ilk feministlerden ünlü Elizabeth van Byyselberghe ile olan yasak ilişkisinden tek çocuğu kızı Catherine doğdu. 1924 yılında Corydon adlı homoseksüelliği savunan bir kitap yayımladı, fakat eser ilk etapta kınandı.
1925'te Fransız Ekvator Afrikası'na gitti. Burada gördüklerinden de etkilendi. Dönüşünde sömürgeciliği eleştiren yazılar yazdı. 1925 yılında yayımladığı Kalpazanlar Gide`nin en önemli eserlerinden biri olarak görülür. 1926`da otobiyografik eser olan "Si le grain ne meurt"u yayımladı.
Komünizme ilgi duydu. 1936'da büyük umutlarla gittiği Sovyetler Birliği'nden hayal kırıklığı ile döndü. 1938'de eşini kaybetti.
II. Dünya Savaşı'nın başlamasından sonra 1942'de tekrar Kuzey Afrika'ya gitti. Savaşın sonuna kadar burada yaşadı. 1947'de Oxford Üniversitesi'nden "Edebiyat Doktoru" unvanı aldı. Aynı yıl Kasım ayında da Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu. 19 Şubat 1951'de yaşamını yitirdi.
Yaşamı boyunca toplumsal ve bireysel ahlakın en önemli ölçütünün, bireyin içtenliği ve kendisini tanıması olduğunu savundu. Edebi, siyasal ve toplumsal sorunlara karşı hoşgörülü bir tutum benimsedi. Genel ahlak anlayışının karşısında bireysel özgürlüklerin savunucusu oldu. Ama aynı zamanda 19'uncu Yüzyıl Fransız edebiyatının en önemli hümanist ve ahlakçı yazarı olarak tanındı. Düşüncelerindeki bütünlük ve soyluluk, üslubundaki arılık ve uyumla Fransız edebiyatının saygın isimleri arasında yer aldı.
Katolik kilisesi André Gide'in eserlerini 1952 yılında Yasak kitaplar listesi'ne koymuştur.