Hikâye, Bursa’dan İstanbul’a gelen Yusuf’un şu sözleriyle başlar:
“Ey İstanbul, eski bir dostu vefa ile kabul edecek misin?”
Bu cümle aslında sadece bir şehre değil, geçmişe, hatıralara ve insanın kendine yönelttiği bir sorudur.
Yusuf, taşındığı eski evde bir günlük bulur. Günlüğü okumaya başladıkça sıradan görünen hayatı bir sarmala dönüşür. Günlükteki olaylarla kendi yaşamı birbirine karışmaya başlar. Bu süreçte Hüseyin isimli bir karakterden sıkça söz edilir. Ancak zamanla anlaşılır ki Hüseyin gerçek bir kişi değildir; Yusuf’un zihninin yarattığı ikinci bir benliktir. Yusuf onunla konuşur, tartışır, hatta kavga eder. Hüseyin, Yusuf’un bastırdığı korkuların, yalnızlığının ve yüzleşemediği gerçeklerin sesi haline gelir.
Yeni taşındığı mahallede karşı apartmanda Yeşim adında bir kadın, küçük oğluyla yaşamaktadır. Yusuf, Yeşim’e karşı kısa sürede takıntılı bir ilgi geliştirmeye başlar. Onunla evlenmek istediğini söyler. Bir gün Yeşim’in oğlunu severken, “Anneni gördüğüm anda ona âşık oldum” der. Ancak Yeşim bu ilgiyi sağlıksız bulur ve Yusuf’u reddeder. Yusuf’un ısrarcı tavırları kadını korkutur.
Günlüğü okumaya devam ettikçe Yusuf, yalnızca geçmişte yaşamış insanların hikâyelerini değil, kendi kimliğinin parçalarını da keşfetmeye başlar. Sonunda büyük gerçek ortaya çıkar: Okuduğu günlük babasına aittir. Hüseyin ise babasının ikinci adıdır.
Yusuf, yıllarca annesinden dinlediği hikâyelerin ötesine geçerek babasının bir zamanlar sevdiği kadını bulur. Günlüğü ona teslim eder. Kadın günlüğü alır ama söyleyecek söz bulamaz. Çünkü bazı hayatlar açıklanamaz; sadece yaşanır.
Böylece hikâye, bir günlüğün sayfalarında geçmiş ile bugünü, baba ile oğulu, gerçek ile hayali birbirine bağlayan bir yolculuğa dönüşür.
⸻
Derin Yorum
Bu hikâye ilk bakışta bir aşk ve gizem