·112 syf.····Okunma: 13 Ekim 2023 11:10 Bazı kitaplar bittiğinde sayfayı kapatamazsın.
Çünkü asıl hikâye artık içindedir.
“Kırmızı Pazartesi” işte böyle bir yara açıyor:
Bir insanı bir bıçak değil;
göz göre göre hiçbir şey yapmayan kalabalık öldürüyor.
Sabahın soğuğu şehrin kemiklerine işlerken
herkes aynı şeye uyandı:
Birinin öleceğini biliyorlardı.
Ve kimse koşmadı.
Kimse omzundan tutup “Dur!” demedi.
Belki içlerinden bazıları üzüldü,
ama üzüntü, hiçbir yere yetişmeyen bir atın yorgun nefesi gibiydi:
Ses var, hareket yok.
En acısı da buydu.
Kimse vicdanını kanatacak kadar güçlü değildi.
Toplumun içine sinmiş o görünmez çizgi
“bizden değil”
tek bir hayatı, tek kalemde silmeye yetti.
Ve sonra o an geldi.
Zamanın kalbi durdu.
Toprağın üzerine düşen, yalnızca kan değil;
dünyanın en eski çığlıklarından biriydi:
“¡Me mataron!”
“Beni öldürdüler!”
Bu söz, yalnızca bir yaşamın son nefesi değil,
binlerce sükûtun, binlerce korkunun,
binlerce “bana dokunmasın”ın yankısıydı.
Ben o cümleyi okuduğumda
sanki içimde bir şey paramparça oldu.
Kitapla birlikte ben de durdum.
Bir anlığına nefes alamadım.
O ses kulağımda değil,
kalbimin tam orta yerinde yankılandı.
Sanki o insan,
ölürken bir tek kendi hayatını değil,
insanlığa duyduğu güveni de kaybetti.
Ve ben o güvenin yıkılışını içimde hissettim.
Okumaktan çok, şahit oldum.
Şahit olmaktan çok, suç ortağı gibi hissettim.
Çünkü herkes gibi ben de elimden bir şey gelmeyen o kalabalığın içindeydim.
Hareketsiz, nefessiz, çaresiz…
İşte ırkçılık denen görünmez tırnak
insana böyle işler:
Sesini çıkarmazsın.
Belki üzülürsün ama
elini uzatmazsın.
Ama o an anlarsın:
susmak acının en keskin hâlidir.
Kim bilir kaç kişi içinden
“Yazık oldu,” dedi
ama içlerinden hiçbiri
“Ben engel olabilirdim,” demedi.
Ve işte insan o zaman öğreniyor:
Birini öldürmek için mutlaka bıçak tutmana gerek yok.
Bazen yalnızca bakarsın.
Ve o bakış, ölümün ortağı olur.
Bu hikâyede cinayeti planlayan iki el vardı
ama taşıyan yüzlerce yürek.
Aslında o gün,
bir kişi ölmedi;
bir şehrin vicdanı gömüldü.
“Birini öldürmek kolay…
Asıl zor olan,
yaşarken insan kalabilmek.”
Ve belki de romanın sessizce fısıldadığı en acı gerçek şu:
“İnsan bazen bıçaktan ölmez;
kimsenin elini uzatmadığı an,
çoktan gömülmüştür.”