Karun: Zenginliğin Gölgesinde Yitip Giden Bir Hikâye
Zübeyir Yetik, Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde 1941 yılında doğmuş bir yazar ve düşünür. "Yeni İslâmî Akım"ın öncülerinden biri olarak tanınan Yetik, kalemini ilk olarak şiirle ıslatmış, ardından "Tevazu" gibi yazılarla Şanlıurfa'nın yerel basınına adım atmış. Hayatının dönüm noktaları arasında 1992 Erzincan Depremi ve 1993 Karabağ olayları sırasında Azerbaycan'da geçirdiği uzun süreler var; bu deneyimler, onun toplumsal yaralara duyarlı bir kalem geliştirmesine zemin hazırlamış. Yetik'in eserleri, genellikle Kur'an-ı Kerim'in kıssalarından yola çıkarak insan doğasının karanlık yüzlerini irdeliyor. Nemrut, Ebu Cehil, Bel'am gibi figürleri merkeze alan kitaplarında, tarihî olayları günümüz aynasında yansıtıyor.
2012'de Pınar Yayıncılık'tan çıkan Karun: Kibrin Yok Ettiği Zenginlik, bu serinin en çarpıcı halkalarından biri. Yetik burada, Musa peygamber döneminin en tartışmalı isimlerinden Karun'u, sadece bir kıssa kahramanı olmaktan çıkarıp, evrensel bir uyarıya dönüştürüyor.Kitap, Karun'un hikâyesini Tevrat ve Kur'an rivayetlerinden derleyerek anlatıyor, ama Yetik'in ustalığı, kuru bir tarihî aktarımdan öteye geçiyor.
Karun, Musa'nın kavminden bir isim; ilim sahibi, servet biriktirici ve en önemlisi, bu serveti bir kalkan gibi kullanan bir figür. Yetik, onu "çağdaşımız" kılan unsurları ustalıkla serimliyor: Zenginlik tutkusu, bilgiyi (ilim) maddi kazanca dönüştürme arzusu, gösterişle egemenlik kurma hevesi. Karun'un hazineleriyle dolu evleri, halkı üzerinde kurduğu nüfuz, adeta bir metafor gibi bugünün tüketim çılgınlığına işaret ediyor. Yazar, Karun'u Kabil'lerden, Firavun'lardan, Nemrut'lardan bir zincirin halkası olarak konumlandırıyor; her çağın kendi "azgınlarını" doğurduğunu vurguluyor.
Ama asıl mesele, bu figürlerin içindeki "ekonomizm" virüsü: Zenginlik, sadece bir araç olmaktan çıkıp, hayatın efendisi haline geliyor. Kitap, spoiler vermeden söylüyorum, Karun'un sonunu bir felaket olarak betimlerken, okuyucuyu "Peki ya biz?" sorusuyla baş başa bırakıyor.Yetik'in kalemi, bu kıssayı işlerken hem akademik bir derinlik taşıyor hem de hikâye anlatıcılığının sıcaklığını koruyor. Ayetlere dayalı yorumlar, rivayetleri eleştirel bir süzgeçten geçirerek sunuyor; örneğin, Karun'un ilmiyle övünmesini, modern bilim fetişizmine benzeterek güncelliyor. Bu bağlantılar, kitabı sadece dindar bir okura değil, seküler bir zihne de hitap eder kılıyor. Yazarın dili akıcı, ama yer yer şiirsel dokunuşlarla zenginleşiyor – tıpkı Karun'un servetinin parlaklığı gibi, ama o parlaklık altında yatan çürüme hissiyle. Kısa bölümler halinde ilerleyen yapı, okuyucuyu yormadan düşündürüyor; her bölüm, bir ayet yorumuyla başlayıp, felsefi bir sorgulamayla bitiyor. Eksik bir yan? Belki Hz. Musa'nın hikâyesine daha fazla yer verilebilirdi, ama bu, Karun'un gölgesinde kalmayı tercih eden bir portre çalışması için bilinçli bir tercih gibi duruyor.Karun'u okurken, aklıma sürekli günümüzün "Karun'ları" geliyor: Teknoloji devleri, finans kralları, sosyal medyada lüksle böbürlenen influencer'lar. Yetik, 2012'de yazarken bile, kapitalizmin ruhsuzluğunu seziyor ve bizi uyarıyor: Zenginlik, kibirle birleşince, yeryüzünü yutar. Bu kitap, bir inceleme değil, adeta bir ayna; okudukça kendi servet anlayışımızı sorgulatıyor. Eğer tarihî kıssaları sever, ama onları bugüne taşımak isteyenlerdenseniz, bu eser tam size göre. Yetik'in diğer kitaplarıyla birlikte okunduğunda, bir "azgınlar panoraması" oluşuyor – ama Karun, o panoramanın en parlak, en karanlık yıldızı.
Tavsiyem: Gece lambasının altında, bir fincan çayla okuyun; sabah kalktığınızda, elinizdeki "zenginlik"e başka bir gözle bakacaksınız.