Gönderi

Puan vermedi·152 syf.··
2025 620. kitabı
İktidar Dininin Sesi: Bel'am – Gücün Fısıldadığı Lanet Zübeyir Yetik, Urfa'nın rüzgârlı ovalarında 1941'de filizlenmiş bir kalem; şiirden kıssalara, deprem enkazlarından savaş yaralarına uzanan bir izlekte, "Yeni İslâmî Akım"ın en içten çığlıklarından. Karabağ'ın tozunda, Erzincan'ın acısında yoğrulan Yetik, tarihî figürleri bugünün iktidar labirentlerinde dolaştırmayı biliyor. Nemrut'un kibri, Ebu Cehil'in cehli, Karun'un hazinesi derken, 2012'de Pınar Yayınları'ndan süzülen İktidar Dininin Sesi: Bel'am, onun bu zincirinin en fısıltılı halkası. Bel'am bin Baura'yı –o lanetli dua eden, gücü seçen peygamberi– merkeze alan kitap, dini iktidarın kürsüsünde nasıl bir ses çıkarıyor, onu sorguluyor. Yetik burada, Musa'nın kavmine karşı Moab kralı Balak'ın buyruğuyla lanet yağdıran Bel'am'ı, sadece bir hata figürü olmaktan çıkarıp, her çağın "güç vaizleri"ne dönüştürüyor.Kitap, Bel'am'ın öyküsünü Tevrat rivayetleri ve Kur'an işaretleriyle dokuyarak aktarıyor, ama Yetik'in sihri, bu dokuyu bir masaldan öteye, ahlakî bir girdaba çevirmesinde. Bel'am, ilim ehli bir peygamber; meleklerle konuşan, ama iktidarın cazibesiyle dilini bağlayan bir figür. Yazar, onu "dinin sesi olmaktan iktidarın borazanı"na evrilen bir metafor olarak resmediyor: Lanet duasının gücü, Balak'ın taht vaadiyle zehirlenmesi, halkı terk edişi... Bunlar, salt tarihî bir tablo değil; gücün, inancı nasıl büktüğünü, vaazları nasıl bir silaha dönüştürdüğünü irdeleyen bir ayna. Yetik, Bel'am'ı "kendi lanetini yaratan ses" diye nitelerken, okuyucuyu kendi sessiz uzlaşmalarıyla yüzleştiriyor. Bu hikâye, bir yükseliş ve düşüş değil; bir fısıltının yankısı, iktidarın din diye pazarladığı boşluğun yankısı.Yetik'in anlatımı, ayetlerin nağmesini taşıyan bir akışta ilerliyor; bölümler, her biri bir dua gibi başlayıp, bir ikazla bitiyor. Rivayetleri titiz bir elekle süzüyor, Bel'am'ın "hikmet" iddiasını günümüz bağlamında –mesela kürsülerdeki popülizmde, güç koridorlarındaki fetvalarda– çoğaltıyor. Bu, eseri dini bir derlemeden çıkarıp, sosyolojik bir uyarıya dönüştürüyor. Dil, yalın ama katmanlı; yer yer mecazi imgelerle derinleşiyor, tıpkı Bel'am'ın duasının gökyüzünü karartması gibi. Bir eksiklik? Belki Musa'nın direncine daha geniş bir kapı aralanabilirdi, ama bu, protagonistin gölgesinde kalmayı yeğleyen bir portre sanatı için kasıtlı bir siluet oyunu. Bel'am'ı okurken, zihnim bugünün "iktidar vaizleri"ne kayıyor: Mikrofon başında kalabalıkları coşturanlar, gücü kutsalla örtenler, inancı bir kaldıraç yapanlar. Yetik, 2012'de yazarken, dinin sesinin nasıl susturulduğunu sezdiriyor: O, bir isim değil, bir yankı. Bu kitap, bir büyüteç gibi; okudukça, kendi fısıltılarımızı duyuruyor. Eğer kıssaları sever, ama onları gücün anatomisiyle birleştirmek isteyenlerdenseniz, aradığınız ses burada. Yetik'in diğer figür tasvirleriyle okunduğunda, bir "güç galerisi" zuhur ediyor – ve Bel'am, o galerinin en hüzünlü, en ikazcı notası. Tavsiyem: Sabahın, bir pencere kenarında okuyun; kalktığınızda, sessizliğinizin gücünü tartacaksınız.
Edebiyat
BelamZübeyir Yetik · Pınar Yayıncılık · 201224 okunma
·
52 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.