Bilim Putunun Kölesi Paganlara gelsin
Puan vermedi·112 syf.··
2025 617. kitabı
Altın Buzağı Mucidi: Samiri – Putun Erimiş Gölgesi Zübeyir Yetik, Siverek'in kumlu rüzgârlarında 1941'de doğmuş bir hikâye toplayıcısı; şiirlerin gizli damarlarından kıssaların açık yaralarına, deprem kalıntılarından savaş fısıltılarına uzanan bir patikada, "Yeni İslâmî Akım"ın en gizemli yankılarından. Erzincan'ın sarsıntısı, Karabağ'ın sessiz çığlıklarıyla harmanlanan Yetik, antik figürleri bugünün putperestlik labirentlerinde dolaştırmayı bir sanat gibi icra ediyor. Firavun'un boğuluşu, Yahudi'nin dönüşümü, Bel'am'ın boğuk sesi derken, 2012'de Pınar Yayınları'ndan eriyen Altın Buzağı Mucidi: Samiri, onun bu zincirinin en parlak, en erimiş halkası. Samiri'yi –o Musa'nın (a.s.) yokluğunda halkı baştan çıkaran, altın tozundan put döken gizemli figürü– merkeze alan kitap, sapkınlığın köklerini değil, modern putların eriyik hamurunu sorguluyor. Yetik burada, İsrailoğulları'nın çöldeki sapmasını, sadece bir isyan öyküsü olmaktan çıkarıp, her çağın "mucit tanrıcıkları"na dönüştürüyor. Kitap, Samiri'nin serüvenini Kur'an ayetleri ve rivayetlerle yoğurarak sunuyor, ama Yetik'in inceliği, bu yoğurmayı bir masaldan öteye, psikolojik bir erimeye çevirmesinde. Samiri, ne tam bir kahraman ne bir canavar; tozla ses çıkaran, altınla can üfleyen bir "mucit", halkın korkusunu bir buzağı heykeline dönüştüren bir arif. Yazar, onu "putun ilk dökümcüsü" olarak betimliyor: Musa'nın (a.s.) Sina'da kaldığı o boşlukta, Harun'un (a.s.) çaresizliğinde, topluluğun kolektif zaafında doğan bir figür. Bu, kuru bir tarihî parça değil; putperestliğin, korkunun ve taklidin anatomisi – altın buzağı, sadece bir heykel değil, inancın eriyip yeniden kalıplanışı. Yetik, Samiri'yi "kendi sesini yankılayan toz adam" diye konumlandırırken, okuyucuyu kendi içindeki "mucit" gölgeleriyle yüzleştiriyor. Bu hikâye, bir yaratılış değil; erimenin ritmi, putun kalbine saplanan sessiz bir hançer.Yetik'in anlatısı, ayetlerin erimiş ritmini taşıyan bir akışta ilerliyor; bölümler, her biri bir toz fırtınasıyla başlayıp, bir ikazla dağılıyor. Rivayetleri usta bir elenmeyle ayıkluyor, Samiri'nin "gizemli kökeni"ni günümüz aynasından –mesela tüketim putlarında, sanal tanrıcıklarında– geçirerek çoğaltıyor. Bu, kitabı dini bir tefsirden çıkarıp, kültürel bir uyarıya dönüştürüyor. Dil, akıcı ama dokulu; yer yer mecazi erimelerle zenginleşiyor, tıpkı altının ateşte şekil değiştirmesi gibi. Bir çatlak? Belki Harun'un (a.s.) rolüne daha derin bir bakış atılabilirdi, ama bu, mucidin siluetini netleştirmek için kasıtlı bir buğu.Samiri'yi okurken, zihnim bugünün "altın buzağıları"na saplanıyor: Reklam canavarları, sosyal medya tanrıçıkları, korkuyu paraya döken girişimciler. Yetik, 2012'de yazarken, putperestliğin eriyik evrenselliğini sezdiriyor: O, bir isim değil, bir kalıp. Bu kitap, bir eritme ocağı gibi; okudukça, kendi putlarımızı eritiyoruz. Eğer kıssaları sever, ama onları sapkınlığın hamuruyla yoğurmak isteyenlerdenseniz, tam bu erime. Yetik'in diğer figür dökümlerle yan yana konunca, bir "put pantheon'u" doğuyor – ve Samiri, o pantheon'un en gizemli, en yankılı kalıbı. Önerim: Çöl rüzgârı esen bir akşamda, bir kum tanesiyle okuyun; bittiğinde, içindeki tozun sesini duyacaksınız.
1000Kitap
SamiriZübeyir Yetik · Pınar Yayıncılık · 201222 okunma
·
68 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.