Uğultulu Tepeler üzerine
10/10
·500 syf.··
2025 23. kitabı
Bir insan ne kadar nefret dolu olabilir? Sınıf farkı bir insanı ne kadar kötü birine dönüştürebilir? İşte Heathcliff karakteri bu sorulara cevap veriyor. Sürekli aşağılanacağı bir eve, palto içine sıkıştırılarak getirilen bir çocuk… Acımayla karışık tuhaf bir sevgiyle karşılaşıyor; bunu da olabildiğince çıkarcı bir şekilde kullanarak, evin oğlu Hindley Earnshaw’un “babasını elinden çaldığı” gerekçesiyle gazabına uğruyor ve hayatı ona da dar ediyor. Heathcliff, daha çocukken istediğini elde etmek için her türlü kötülüğü yapmayı çok hızlı öğreniyor. İnsanların duygularını manipüle etmeyi, kimseyi önemsememeyi ve aşağılık kompleksini içinde barındıran narsist özellikler sergilemeyi erken yaşta benimsiyor. Peki ya Cathy? Hırçın, dönemin kız çocuklarına pek uymayan yaramaz bir doğası var. Bu yüzden evde kabul görmüyor, babası tarafından da sevilmiyor. Bu nedenle onu koşulsuz şekilde kabul eden ve her haliyle seven Heathcliff’e üsttenci bir bağlılık geliştiriyor. Ama sanmayın ki bu sevgi… Kesinlikle değil. Heathcliff’le evlenmiyor; üstelik bu kararı “Onun daha iyi yerlere gelmesini sağlamak için başkasıyla evlendim.” diyerek rasyonalize ediyor. Fakat Cathy’yi tanıyan herkes bunun doğru olmadığını bilir. Cathy ciddi derecede benmerkezci tavırlar sergileyen bir karakterdir. Edgar Linton’la evliliği boyunca türlü manipülasyonlar yapar; sorun kendisinde olmasına rağmen Edgar’ı suçluymuş gibi gösterir. Hatta o kadar ileri gider ki, kendi ölümünü bile Edgar’ın suçuymuş gibi göstermeye çalışır. Bu arada Cathy ve Heathcliff kadar Linton’lar da “normal” değildir. Linton kardeşler, sınırları belli olmayan, net tavırlar gösteremeyen, gerçekçi bir romantik ilişki anlayışı olmayan iki “people pleaser” karakterdir. İkinci nesle geçtiğimizde, bu sorunlu ebeveynler oldukça sorunlu bireyler yetiştirir. Cathy Linton, insanlar hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayan, babası tarafından hayatın gerçekleri öğretilmemiş bir genç kızdır; kandırılmaya son derece müsaittir. Heathcliff’in hastalıklı oğlu Linton ise manipülatif, psikopat eğilimler sergiler. Konuşmalarından, kendinden başka kimseyi önemsemediğini, duyguları taklit ettiğini ama gerçek duygularını anlayamadığımız bir karakterdir. En kötüsü ise, annesi tarafından hep bebek gibi büyütülmesi sonucu kişilik bozukluğu geliştirmiş olmasıdır. Terk edilme şeması oldukça güçlüdür; elden ele gönderildiği için kimseyle duygusal bağ kuramaz ve herkesi bir “bakıcı-çocuk” ilişkisi çerçevesinde görür. Bu arada Hareton Earnshaw’ı da unutmamak gerekir. Yazar burada “gen mi önemli, yoksa çevre mi?” tartışmasını gözümüze sokar. Linton kötüdür çünkü babasının “kötü genlerini” taşır; nasıl yetiştirilirse yetiştirilsin değişmeyecek gibidir. Ama Hareton, Heathcliff tarafından istismar edilmesine rağmen, “iyi genlere” sahip olduğu için içindeki cevheri korur. Uğultulu Tepeler, karakterleri derinlemesine inceledikçe her birinde bir psikolojik rahatsızlık bulduğumuz bir romandır. Bir aşk romanı gibi görünse de, Emily Brontë burada aşkın edebiyat dünyasında pek hoş karşılanmayan çirkin yüzünü gösterir: bencil, gerçek dışı ve yıkıcı hâlini. Bu kitapta işlenen aşk; hastalıklı, tüketici ve çevresine zarar veren, herkesi yok eden bir aşktır. Sadece âşıkları değil; onların çevresindekileri, hatta çocuklarını bile zehirleyen bir aşk… Kin, nefret, aşk, ihtiras… Tüm bunların en güçlü şekilde işlendiği bu kitap, her daim kitaplığımda yerini alacak.
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Martı Yayınları · 201257,9bin okunma
·
136 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.