Astrid, şoku atlatmış ve Gardiyanlık işine resmen başlamıştı. Ama bu işlerin kolaylaştığı anlamına gelmiyor, tam tersi!
Astrid'in durduk yere zihnine doluşan o görüntüler fısıltılar, yüzyıllardır saklanan her birinde evreni alt üst edebilecek güçler olan gizemli kutuların peşine düşmüşlerdir.
Diğer gardiyanlar ve onlara ruh bağıyla bağlı erk hayvanları ile birlikte çıktığı bu yolculukta, onları gizlice izleyen büyük bir tehlikeden habersizdirler.
Bir sonraki durakları olan Antares evrenindeki bir mezarlıkta bulduğu ipuçları, onu sonunda kendisine ait olan kutuya ulaştırır. Astrid, o kutuyu eline aldığında yüzyıllardır onu bekleyen büyük bir gücün farkına varır. Bu güç, onu patlamaya hazır bir volkan gibi dönüştürür.
Astrid'in bu yolculuğu sırasında, evrenler arası geçitler yer değiştirmeye başlar ve işler bir katil ruhun Castor evrenine sızmasıyla işler iyice karışır. Astrid, tüm bu zorluklarla başa çıkmaya çalışırken, asıl büyük felaketin yaklaştığından ve bu felaketin herkesi alaşağı edip düzeni kökten değiştireceğinden habersizdir.
Kutular teker teker açılırken onları izleyen başka gözler de vardır ve bu gözler kesinlikle onların tarafından değillerdir
Astrid ve Endymion arasında çekim artık ikisi de bunun farkında ve buna engel olamayacaklardır.
Astrid yaşadığı ikilem de ne kadar verecektir.
Serinin ilk kitabında daha çok olaylara yaşananlara adapte olma kitabıydı bana göre bu ikinci kitap güçlerinin zirvesine ulaştığı, evrenler arası düzenin bozulduğu, tehlikelerin arttığı ve ana karakterin en zor kararları vermek zorunda kaldığı, aksiyon ve gizem dolu bir fantastik macera.
Kutular açılırken ve yaşanan diğer olayları heyecanla ve merakla okunduğu daha çok gizemin olduğu bir kitap
İkilinin aşkları usul usul ilerlen asla kitabın ana fikrinin önüne geçmemiş ve bu da benim için artı bir puan demek
Sonuç olarak, ikinci kitap serinin fantastik çıtasını yükseltirken, kişisel dramı ve gardiyanlık sorumluluğunun ağırlığını mükemmel bir şekilde harmanlıyordu. Serinin devamını iple çekiyorum!