Bunca yaşımın her vakti köşesinde şiirin yeri hep ayrıydı.
Hep o bildiğimiz, sevdiğimiz, en azından isimlerine aşina olduğumuz üstadların heceleriyle büyüttüm kendimi. Nurullah Genç, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu.. Bu güzel isimlere kendimi öylesine kaptırmışım ki yeni bir ismi okumaya ne denli mesafeli durduğumu fark edememişim daha önce.
Ya beğenmezsem diyerek bildiğim sayfalardan hiç ayrılmamışım ve bunun aslında bir kayıp olduğunu ancak fark edebildim. Bunun için de biraz üzgünüm aslında.
Ama bunu telafi etmeye hazırım şimdi. Çünkü çok güzel, çok kıymetli yeni kalemlerle tanıştım kısa bir zaman önce.
Dünyanın İlk Uykusu beni de uyandırıp çıkardı bu uzun süreli konfor alanımdan. Önce biraz göz atayım dedim sonra iki gün boyunca elimden hiç bırakamadım. Hatta o iki günde kitabı baştan sona birkaç kez bitirdim. Her sayfada bir çok satırı çizdim tekrar tekrar. En son arkadaşlarıma dönüp “Ben bu kitapla tanışmak için gelmişim bu fuara sadece” dediğimi hatırlıyorum. Ne kadar heyecanlandığımı siz düşünün artık
En güzel kısmı da bu tanışıklığın bir imzayla kıymetli bir anıya dönüşmesi oldu. Bu geç kalmışlığı telafi etmek adına harika bir ilk adım oldu benim için. Kitaplığımda büyük bir mutluluk taşıyorum şimdi.