Puan vermedi·434 syf.····Okunma: 07 Kasım 2025 23:41 "Artık yalnız bir yatağın ne demek olduğunu biliyorsun!" (S.353)
Yahudi soykırımı okumalarıma bu kez bir kurguyla devam ettim. Fakat bu biraz otobiyografik esintiler içeren bir kurgu. Edgar Hilsenrath aslında bir yahudi ve savaştan, soykırımdan sağ çıkmayı başarmış. Hatta kaçıp bir dönem Filistin'de bile yaşamış ama rahat edemeyince tekrar Avrupa, oradan Amerika ve nihayetinde ait olduğunu hissettiği Almanya'ya dönmüş. Zaten kitapta Filistin'i çok iyi bildiği de belli oluyor.
Kitap bize Max isminde annesi her türlü adamla yatıp kalkan bu nedenle de babasının kim olduğunu bilmediği bir çocuğun dilinden anlatımla başlıyor. Max büyüyor, acıları büyüyor, kitabın edebi yönü de daha ön plana çıkmaya başlıyor.
Kitabın başında yaşadıkları o kadar üzücü ki içim cız ediyor. Annesi yatak odasında erkeklerle birlikteyken Max aslında oturma odası olan ama bekleme odası dedikleri odada bekleyen adamlarla muhabbet edip, onlardan para alıyor. Bu sırada annesinin ne kadar "maharetli" olduğunu vs anlatıyor. Bunlara üzülürken, anne bir üvey baba buluyor Max'e ve bu kez Max onun istismarlarına maruz kalıyor. Bu dönemi yazar olabildiğince sade anlatmış. Dili o denli yalın ki doğru mu anladım yani diye kendi kendinize şüpheye düşebilirsiniz.
Ve Hitler iktidara geliyor. Max artık ilk gençlikte. Üvey babasının berber dükkanın karşısındaki yahudi berberden berberliği öğrenmiş. Onun oğlu sayesinde okula devam etmiş. Ama kendisi SS ordusuna katılıyor. Yine bu dönemleri de yazar büyük bir hissizlikle anlatıyor. Sanki olması gereken elbette oydu veya ne var bunda havasında. Polonya ormanlarında ve oradaki taburlarda kaç bin Yahudiyi öldürdüklerine dair bir tahmini bile yok. Tek bildiği çok fazla olduğu. Savaş bitip kendileri yenilince, kaçak şekilde Almanya'ya dönmeyi başarıyor. Bu bölümde evine sığındığı arkadaşının eşinden ve o kadının yaşadıklarından o denli ayrıntılı bahsediyor ki herhalde bir noktada bir yere bağlanacak diye bekliyorsunuz fakat o bölüm saçma şekilde havada kalmış.
Yakalanan SS subaylarının öldürülmesinden dolayı kimlik değiştirmeye karar veriyor ve aynı gün doğduğu, hayatını çok iyi bildiği karşı berber dükkanının oğlu Itzig oluyor. Kaçarken yanında getirdiği altın dişlerin satışı,kalpazanlığa başlaması,zengin olması nispeten hızlı geçen bölümlerden. Tanıştığı kontesin malını silahlara yatırması nedeniyle kendisi de tüm malvarlığını silaha yatırıyor ancak her şeyini kaybediyor. Bundan sonra da Kutsal Topraklara dönüş yolculuğu başlıyor. Kontese yaranmak için okuduğu Yahudi tarihi kitapları, kontesin uşağının kendini olağanüstü eğitmesi, küçükken sırf arkadaşının yanında olmak için gittiği Sinagog, ettiği dualar sayesinde kimse onun gerçekten bir Alman nazi subayı olduğunu anlayamıyor. Zaten dış görünüşünü de Yahudi gibi ve sünnet olmak zor gelse de onu dahi yaptırıyor.
Yazar Filistin'i, henüz İngiliz mandasında bulunan yerleri de çok iyi anlatmış. Oraları gayet iyi bildiği belli. Bu kez Yahudi örgütlere katılıp "vatanı" için savaşmak da ona zor gelmiyor. Hayatının aşkı, annesinden bile daha şişman olan Mira'ya duyduğu duygular çok samimiydi. Yemekten, içmekten, uykudan kesilmesi, aşkı ilk keşfedişini, onu ilk gördüğü andan itibaren çok güzel anlatmıştı.
Şahsen ön yargılı, aşağılayıcı bir anlatım görmedim. Hatta bir yahudi arkadaşıyla Filistin'de arasında şöyle bir konışma geçiyor:"Biz Herzl Parkı'ndaki bankları mavi beyaza boyadık ve Arap dilinde bir yazı koyduk oraya, yazıda "Yahudi banklarına oturun," yazılı. Zaman olgunlaştığında tarihi sınırlar İçindeki bütün banklar mavi beyaza boyanacak ve her yere aynı yazıları koyacağız. Bu Bonkör bir teklif" dedi. "Öyle ama ya istemezlerse o zaman ne yapacağız?", "Onu henüz bilmiyorum" dedi. "Bu büyük bir problem." dedi, "Evet öyle" dedim.
Fakat görüyorsunuz işte, bir insanın çocukluğundan ölümüne kadar uzun yaşam öyküsünü, üstelikte bu denli hareketli bir yaşamı okumak bir süre sonra yoruyor. Yıllar evvel Hekim isminde bir kitap okumuştum. Onda da benzer şeyler hissetmiştim. Bir sürü olay oluyor, hepsi de merak uyandırıcı ama okur bir miktar yoruluyor.
Öte taraftan yazarın büyüdükçe edebi dilde derinleşmesi, varoluşsal sancıları, ormanla eski yaşamı arasındaki gelgitli duygularını anlattığı kısımları cidden çok beğendim.
Akılda kalıcı, okuması da kolay, güzel bir kitaptı. Tavsiyemdir.Keyifli okumalar dilerim.
Özet yorum:
"Artık yalnız bir yatağın ne demek olduğunu biliyorsun!" (S.353)
Yahudi soykırımı okumalarıma bu kez bir kurguyla devam ettim. Fakat bu biraz otobiyografik esintiler içeren bir kurgu. Edgar Hilsenrath aslında savaştan, soykırımdan sağ çıkmayı başarmış bir Alman yahudisi. Hatta kaçıp bir dönem Filistin'de bile yaşamış ama rahat edemeyince tekrar Avrupa, oradan Amerika ve nihayetinde ait olduğunu hissettiği Almanya'ya dönmüş. Zaten kitapta Filistin'i çok iyi bildiği de belli oluyor. Kitabı Amerika'da yazıyor ve yayınlatıyor ancak Almanya'da hiçbir yayınevi bu kitabı basmaya yanaşmıyor, yaklaşık 6 yıl sonra küçük bir yayınevi tarafından ilk baskı yapılıyor. Yazarın amacı tarafsız bir gözlemle kitabı yazabilmek. Fakat bu durum kendisi de Yahudi olan yazarın "Yahudileri aşağılıyor" suçlamasına uğranasına neden olmuş ve işin komiği bunu diyen de Almanlar :) Kitabı basmak istememe nedenleri de bu!
Kitap bize Max isminde annesi her türlü adamla yatıp kalkan bu nedenle de babasının kim olduğunu bilmediği bir çocuğun dilinden hayatını anlatmakla başlıyor. Max büyüyor, acıları büyüyor, kitabın edebi yönü de daha ön plana çıkmaya başlıyor.
Alman bir SS subayken adı Max olan karakter, savaş bitip yenilince çocukluk arkadaşı Yahudi Itzig oluyor. Max'ın beceriksiz üvey babası da berber, kendisiyle aynı gün doğan Itzig'in de ve Max berberliği Itzig'in babasından öğreniyor.
Kitap çok şey anlatıyor. Çocukluktan ölüme, Polonya ormanlarından Filisten'de yeni bir hayat kurma sürecine varıncaya kadar çok şey. Yıllar evvel okuduğum "Hekim" isimli kitaba benzettim. Yıllar geçse de kitabın kurgusu kafanızın içinde dönüp durur. Fakat burada varoluşsal ikilemler, ölüme yaklaştıkça gelen gerçeği haykırma isteği çok güzel ifade edilmiş. Yazar büyüdükçe edebi dili de daha derinlik kazanıyor.
Macera severlere tavsiyemdir. Akılda kalıcı bir kurgusu vardı. Keyifli okumalar dilerim.