·303 syf.····Okunma: 07 Kasım 2025 17:03 Öncelikle inanılmaz derecede sürükleyici bir kitap olduğunu söylemeliyim. Başladıktan bitirene değin kitabı elimden bırakamadım. Kitabı diğer yorumlayanlar arasında "gri alanda" olanları pek göremedim, ya siyah ya beyaz misali; kitap ya çok sevilmiş ya pek sevilmemiş. Bazıları hikâyeyi çok sıradan bulmuş, herkesin görüşü farklı tabii. Gelelim kitabı bir-iki cümle ile tanıtmaya: Athena Liu adında Asya-Amerika asıllı tanınan ve sevilen bir yazar var. Yale'dan tanıştığı Juniper Hayward ise başarısız ve kıskanç bir yazar, aynı zamanda hikâyeyi bize anlatan kişi. Ayrıca bir beyaz kadın. Olaylar Athena'nın esrarengiz olmayan ama ani ölümü ile başlıyor.
Yazarın bu kadar popüler olduğunu bilmiyordum, internette son zamanlarda sıkça gördüğüm “Katabasis” kitabının da yazarıymış meğer. Yazara ait olan okuduğum ilk kitap buydu, Katabasis de rafta beni bekliyor, bakalım. Sarı Yüz’de Asya ırkçılığı, “whitewashing” (Orijinalinde siyahi olan bir karakteri filme veya diziye uyarlarken beyaz yapmak gibi), yayın sektörünün iç yüzü, intihal, mesleki kıskançlıklar gibi pek çok kavram işleniyor ve bence yazar vermek istediği mesajları net bir şekilde dile getiriyor. Günümüz dünyasında bir insanı alıp zirveye çıkarmak ne kadar kolaysa alıp yerden yere vurması da bir o kadar kolayken sektörde tutunmak, gerçek manada başarıyı yakalamak -hangi sektör olursa olsun- aslında çok zor çünkü “cancelling” dediğimiz “iptal kültürü” kimi zaman masum insanların linçlenmesine, suçlu insanların ise hayranları tarafından pohpohlanmasına yol açıyor ama ibreler birkaç gün sonra tam tersine de dönebiliyor. Yazar, ana karakterimiz Juniper üzerinden de bu durumu çok güzel anlatmış. Değindiği kavramlar ve anlatma şekli oldukça hoşuma gitti, hikâyeyi de sıradan bulmadım. “İntihal” çok beylik bir edebiyat konusu değil çünkü, değil mi? Hatta anlattıklarının handiyse kendi başından geçtiğini, bize bunu “roman à clef” şeklinde anlattığına inanacaktım bir ara. Çünkü Athena ile yazarın pek çok ortak yönü var: Asyalı-Amerikan olmaları, Yale mezunu olmaları, yazar olmaları... Neyse.
Yayın dünyasının tamamen müşterinin ne istediğine göre çalıştığını da çok ciddi şekilde eleştiriyor Kuang. Günün sonunda gerçekten dil, üslup, kurgu yönünden çok başarılı bir yazar hikayesi halka hitap etmediği için editörler tarafından birer birer reddedilebiliyor. Edebiyat böyle mi olmalı? Şöhret sahibi olmak, çok sevilmek, halk ne istiyorsa onu vermek için mi yazmalı?
Buradan sonrasında kitabı okumuş biri olarak inceleme yazıma devam edeceğim. Kitabı henüz okumamış olanları uyarayım.
Başlarda Athena bana çok masum gelip ona haddinden fazla acıdıysam da sonrasında ona karşı hislerim nötrleşti ama ben eski sevgilisi Geoff ve Juniper sümsüğü gibi başkalarından hikâye çaldığını düşünmüyorum. Yazarlık bu değil midir zaten???? Hayattan öyküleri alır, kendi süzgecinden geçirir, damıtır ve kendi duygularınla harmanlayarak yazarsın. Kurmaca öykülerde bile yazarın gerçekliği vardır sonuçta. Juniper sümsüğü ise Athena’yı kıskandığı için kendi gibi Athena’yı da hırsız sanıyor. Sadece üniversite birinci sınıf anılarındaki “tecavüz hikayesi” kısmında Athena’ya çok hak veremedim. Orada Juniper haklı olabilir -mi? Sonuçta Juniper da çok manipülatif ve güvensiz bir anlatıcı.
Juniper’a gelince… Uzun zamandır bir kitap karakterinden bu kadar nefret ettiğimi hatırlamıyorum. Kesinlikle tedavi olması lazım, yaptıkları basit bir kıskançlığın eseri değil. Sürekli yaptığı kötü şeylere müteakip kendini aklamanın bir yolunu buluyor. Yayın sektörünün yüzüne gülmemesi üzücü evet ama sevilmek için bu kadar ileri gitmesine gerek var mıydı? Kafayı Athena ile bozmuş. Athena dışında görüştüğü biri olmaması da bunu kanıtlar nitelikte zaten. Athena’yı da güya arkadaşsız diye tanımlıyor Juniper ama bu Athena’nın kendi seçimiyken Juniper’ın arkadaşsızlığı kendi seçimi değil. Bu kadar manipülatif, kıskanç, tabiri caizse ağlak bir karakteri kimse hayatında bulundurmak istemezdi zaten, kusura bakma Juniper. Kitabın sonunda daha da rezil olmanı isterdim açıkçası ama sen kedi misali dokuz canlısın, yeni planların hesabını yapıyorsun düştüğün yerden. “You” dizisindeki “Joe”yu andırdı bana biraz Juniper. Allah ikinize de akıl ihsan eylesin.
Daha da konuşurum ama çok uzattım lafı. Umarım hiçbirimizin hayatında Junipervari insanlar olmaz ve kendi başarılarımızla güzel yerlere gelebiliriz. Sevgiyle kalın.