“Ferec”i okurken öyle duygular yaşadım ki, kelimelere dökmek gerçekten zor. Başta sadece meraktan başlamıştım, adını bile tam anlamıyla bilmeden. Ama daha ilk sayfalarda fark ettim ki bu kitap sıradan bir hikâye değil. Hüseyin Tunç’un kalemi çok sade ama aynı zamanda kalbe dokunan bir tarafı var. Anlatımı ne süslü ne de karmaşık, tam kararında. Sanki yanına oturmuş bir arkadaşın sessizce yaşadıklarını anlatıyor gibi. Kitapta sürekli bir içsel arayış, bir huzur isteği var. Karakterlerin yaşadığı o gelgitleri, karanlıkla aydınlık arasındaki mücadeleyi öyle güzel yansıtmış ki, kendimi bazı yerlerde onların yerine koydum. Özellikle o umutsuzluk anlarında, satırların arasında o kadar derin bir sessizlik hissediliyor ki, okurken gerçekten içim sıkıştı. Ama aynı zamanda o “Ferec” hissi — yani ferahlık, kurtuluş, bir şekilde yeniden doğmak — satır aralarından hep geliyor. Kitap adının hakkını tam anlamıyla veriyor bence. Bazı bölümlerde cümleleri iki kere üç kere okudum çünkü yazarın anlatmak istediği duygu bir anda kalbime dokundu. Özellikle insanın kendiyle, geçmişiyle ve kaderiyle hesaplaştığı kısımlar bana çok tanıdık geldi. Sanki yazar benim içimden geçenleri bir şekilde yakalamış gibi hissettim. Her sayfada bir burukluk, ama aynı zamanda küçücük bir umut var. Bu dengeyi kurmak kolay değil ama Hüseyin Tunç bunu çok ustaca yapmış. Ferec’i okurken bazen gözlerim doldu, bazen de içimden “evet, tam da böyle hissediyorum” dedim. Kitabın dili çok akıcı, ama derinliği de elden bırakmıyor. Bazen sessizce insanın içine işleyen kitaplar olur ya, işte bu da onlardan biri. Bitirdiğimde içimde bir huzur ama aynı zamanda bir boşluk kaldı. Böyle kitaplar çok az bulunuyor çünkü seni sadece düşündürmüyor, aynı zamanda hissettiriyor. Hayata, insanlara, kendi iç dünyana biraz daha farklı bakmaya başlıyorsun. Belki de o yüzden “Ferec” benim için sadece bir roman değil, bir iç yolculuk gibi oldu. Eğer duygusal kitapları seviyorsan, içinde fırtınalar koparken dışarıdan sessiz kalan o hisleri tanıyorsan, bu kitabı mutlaka okumalısın. Çünkü bazı hikâyeler sadece okunmaz, yaşanır; “Ferec” de kesinlikle onlardan biri...