Goodreads Puanı: 4.59 1.461.160 ratings, 152.864 reviews
Kristin Hannah'ın "Unutulmuş Kadınlar" romanını bitirdiğimde, uzun süre oturduğum yerden kalkamadım. Gözlerim dolmuştu ve içimde tarif edilemez bir öfke vardı - kitaptaki karakterlere değil, onları yok sayan tarihe karşı. Bu kitap beni öyle derinden sarstı ki, okumayı bitirdikten sonra ilk işim babaannemi arayıp ona hemşirelik yıllarını sormak oldu. Belki de Hannah'ın en büyük başarısı bu: Size sadece bir hikaye anlatmıyor, hayatınızdaki kadınların hikayelerini merak ettiriyor.
Frances "Frankie" McGrath'ın hikayesi, 20 yaşında zengin ve korunaklı bir hayattan Vietnam'ın cehennemine adım atan bir genç kadının dönüşümüyle başlıyor. İlk sayfalarda Frankie'nin o naif, babasının "kahramanlar duvarında" yer almak isteyen hali, bana kendi gençliğimdeki o "dünyayı değiştireceğim" hissini hatırlattı. Ama Hannah, bu masumiyeti öyle acımasızca parçalıyor ki... Frankie'nin ilk MASCAL (toplu yaralı gelişi) sahnesinde elim ayağım titredi. O kadar gerçekçi betimlemişti ki yaralı askerleri, kan kokusunu neredeyse hissedebiliyordum.
Hannah'ın dili her zamanki gibi akıcı ama bu sefer daha sert, daha gerçekçi. Vietnam sahnelerinde okuyucuyu savaşın ortasına atıyor - helikopter seslerini duyuyor, nem ve teri hissediyor, napalm yanıklarının dehşetini görüyorsunuz. Özellikle Frankie'nin elinde ölen o yanık bebeği tuttuğu sahne... Kitabı kapatıp derin bir nefes almak zorunda kaldım. Ama asıl ustalık, savaş sonrası bölümlerde ortaya çıkıyor. Hannah, PTSD'yi öyle gerçekçi anlatıyor ki, Frankie'nin flashbacklerini okurken ben de irkiliyordum bardak kırılma seslerinden.
Karakterlerin derinliği bu kitabın en güçlü yanlarından biri. Frankie sadece "cesur hemşire" klişesi değil; hata yapan, alkole sığınan, aşkta aldanan, düşen ama her seferinde kalkmaya çalışan gerçek bir insan. Ethel ve Barb ile kurduğu dostluk, kitabın can damarı. Bu üç kadının birbirlerine verdiği destek, savaşın karanlığında yanan tek ışık gibi. Barb'ın Frankie'ye "Burada erkekler yalan söyler ve ölür" demesi, hem komik hem de acı bir gerçeklik.
Kitabın ikinci yarısı belki de daha zor okunuyor. Frankie'nin eve dönüşü ve toplumun onu reddetmesi, savaş sahnelerinden daha yaralayıcı. "Vietnam'da kadın yoktu" cümlesini her duyduğunda içim öfkeyle doldu. Hannah, kadın gazilerin yaşadığı bu görünmezliği o kadar etkili anlatıyor ki, tarih kitaplarının ne kadar eksik olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Frankie'nin travmayla başa çıkma sürecini okurken, kendi hayatımdaki kadınların sessizce taşıdığı yükleri düşündüm.
Elbette kitabın bazı zayıf noktaları da var. Özellikle romantik ilişkiler konusunda Hannah biraz fazla melodramatik kaçmış. Jamie ve Rye üçgeni, hikayenin gücünü zaman zaman gölgeliyor. Frankie'nin sürekli "kurtarıcı erkek" arayışı, güçlü kadın karakteriyle çelişiyor gibi geldi bana. Ayrıca kitabın uzunluğu (450+ sayfa) bazı bölümlerde tempo düşüklüğüne yol açıyor. Özellikle Frankie'nin alkol bağımlılığı dönemindeki tekrarlar biraz yorucu olabiliyor.
Bir diğer eleştirim ise Vietnamlı karakterlerin neredeyse hiç derinlik kazanmaması. Savaşın "öteki" tarafı sadece yaralı siviller olarak görünüyor, ki bu da hikayenin tek taraflı kalmasına neden oluyor. Hannah'ın araştırmasının derinliğini takdir etsem de, Vietnam halkının sesinin bu kadar az duyulması büyük bir eksiklik.
Yine de bu kitabı kimlere öneririm? Eğer tarihte göz ardı edilmiş kadın hikayelerini okumayı seviyorsanız, bu kitap tam size göre. "Kod Adı Verity" ya da "Nightingale" gibi savaş döneminde geçen güçlü kadın hikayelerinden hoşlanıyorsanız, "Unutulmuş Kadınlar" sizi derinden etkileyecek. Ayrıca PTSD ve travma sonrası iyileşme süreciyle ilgilenenler için de değerli bir kaynak. Ama uyarıyorum: Bu kitap kolay bir okuma değil. Savaş sahneleri oldukça grafik, kayıp ve yas temaları ağır işlenmiş.
Kitabı bitirdiğinizde muhtemelen siz de benim gibi yapacaksınız - etrafınızdaki kadınlara farklı gözlerle bakacak, onların anlattıklarını daha dikkatli dinleyeceksiniz. Belki bir büyükannenize, teyzenize soracaksınız: "Sen ne yaşadın? Senin hikayen nedir?"
Hannah'ın en büyük başarısı, sadece Frankie'nin değil, binlerce kadının sesini duyurması. Kitabın sonunda Frankie'nin "Biz oradaydık" demesi, sadece Vietnam için değil, tarihin her döneminde yok sayılan kadınlar için bir haykırış.
10 üzerinden 9 veriyorum. O bir puan, melodramatik romantizm ve tek taraflı bakış açısı için. Ama bu eksikliklerine rağmen "Unutulmuş Kadınlar" kesinlikle okunması gereken, sizi değiştirecek kitaplardan biri. Hazırlıklı olun ama - bu kitap kalbinizi kıracak, sonra yeniden yapıştıracak, ama eskisi gibi olmayacaksınız.