Rylie

Rylie
@Rylie
120 okur puanı
Ekim 2020 tarihinde katıldı

Rylie

, bir kitap okudu
9/10
·280 syf.·
2025 33. kitabı
Atul Gawande
8/10 · 37 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hayatınızın Son Haftası Bugün Başlasaydı?
9/10
·216 syf.··
2025 32. kitabı
Her gün aynı şeyleri yapmaktan, aynı yollardan geçmekten, başkalarının sizden beklediği o "normal" insan rolünü oynamaktan hiç yoruldunuz mu? Hayatınızın mükemmel göründüğü ama içinizde bir şeylerin eksik olduğunu, ruhunuzun yavaş yavaş zehirlendiğini hissettiğiniz anlar oldu mu? İçinizde bir ses usulca sorar: "Ben bunun için mi varım?" Ama o sese kulak asmazsınız. Çünkü etrafınızdaki herkes gibi "normal" olanın bu olduğuna kendinizi inandırırsınız. Paulo Coelho'nun Veronika Ölmeye Karar Verdi kitabı, tam da bu sahte normalliğin ortasına düşen bir çığlık gibidir. Hikâye, hayatında her şeye sahip görünen ama içindeki boşluğa daha fazla dayanamadığı için ölmeye karar veren Veronika ile başlar. Başarılı bir işi, iyi bir ailesi, güzelliği vardır; kısacası, toplumun "ideal hayat" dediği her şeye sahiptir. Ama bir şey eksiktir: yaşama sevinci. Bu tanıdık boşluk hissi, kitabı okurken daha ilk sayfalardan itibaren insanın boğazına bir yumru oturtur. Veronika, başarısız intihar girişiminin ardından Villete adında bir akıl hastanesinde uyanır. Ve bir doktor, ona hayatının en acımasız ve aynı zamanda en özgürleştirici cümlesini kurar: "Kalbiniz hasar gördü. Yaşamak için en fazla bir haftanız var." Bu, kitabın ve okurun kendine sorduğu en temel soruyu ateşler: Eğer bir haftan kaldığını bilsen, bugünü nasıl yaşardın? Veronika için cevap ilk başta öfkedir. Ama sonra bir şey değişir. Artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştır. "Normal" olmak, başkalarını memnun etmek, beklentilere uymak zorunda değildir. Bir hafta sonra ölecekse, o hâlde istediği her şeyi yapabilir. İşte tam o an, Veronika ölmekten vazgeçip gerçekten yaşamaya başlar. Kitabın en vurucu yanı, Coelho'nun "delilik" kavramını yeniden tanımlamasıdır. Villete, bir akıl hastanesi değil, toplumun "normal"
1000Kitap
Veronika Ölmek İstiyorPaulo Coelho · Can Yayınları · 2020102,3bin okunma
Kendimi Hiç Bu Kadar Çıplak Hissetmemiştim...
10/10
·140 syf.··
Beğendi
·
2020 3. kitabı
Hiç kendinizi düşünmekten, analiz etmekten, "ama, ya, belki" demekten eylemsiz kaldığınız oldu mu? Bir şey yapmak istersiniz ama beyninizdeki o ses durmaz: "Bunun mantığı ne? Ya yanlış olursa? Ya aptallık edersem?" Ve sonunda hiçbir şey yapmazsınız. Sadece düşünürsünüz. Düşünürsünüz. Düşünürsünüz.... İşte Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ını okuduğumda, bir kitapta kendimi ilk defa bu kadar çıplak gördüm. Bu benim en sevdiğim kitap. Bunu söylemek bile tuhaf, çünkü bu kitap sizi mutlu etmez, rahatlatmaz, "her şey düzelecek" demez. Tam tersine, sizi en karanlık köşenize sıkıştırıp "İşte bu sensin, bak," der. Ama ne gariptir ki bu kadar acımasız olmasına rağmen, hayatımda okuduğum en özgürleştirici metindi. Kitap, "Yeraltı Adamı" dediğimiz birinin notlarıyla başlar. İlk cümle şudur: "Ben hasta bir adamım... İğrenç bir adamım." Bu cümleyi ilk okuduğumda duraksadım. Çünkü bir roman kahramanının kendini böyle tanıtmasına hiç şahit olmamıştım. "Ben kahramanım, güçlüyüm, akıllıyım," değil; "Ben hastayım, iğrencim," diyor. Ve sonra hastalığın teşhisini koyuyor: "Her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; gerçek, tam manasıyla bir hastalık." Bu satırları okuduğumda, üniversitede her cümleyi yüz defa düzelttiğim için bir türlü ilerleyemediğim o sancılı günler aklıma geldi. Sadece düşünüyordum. Dostoyevski ise tam olarak şunu söylüyordu: İşte bu bir hastalık. Çok düşünmek, her şeyin fazlasıyla bilincinde olmak, seni felç eder. Yeraltı Adamı da aynısını yaşar. Bir şey yapmak ister ama yapamaz, çünkü sürekli analiz eder. Ve sonunda o can alıcı tespiti yapar: "Şuurun meşru mahsulü atalet, yani gönüllü avareliktir." Bilinç, sizi hareketsiz bırakır. Bu tespiti okumak, benim için derin bir sarsıntıydı. Çünkü tam olarak bunu yaşıyordum. Hareketsizdim ama kendimi
1000Kitap
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,3bin okunma
Sen Okudun Bildin de Ne Oldun Sanki?
9/10
·222 syf.··
2025 28. kitabı
Hiçbir suçunuz yokken tüm dünyanın size karşı birleştiğini hissettiğiniz oldu mu? Dürüstlüğünüzün ve saflığınızın, güçlü ve ahlaksız insanlar tarafından bir zayıflık gibi görüldüğü, bu yüzden içinize kapanıp her şeyi sessizce izlediğiniz anlar yaşadınız mı? İşte Sabahattin Ali’nin o unutulmaz romanı Kuyucaklı Yusuf, beni tam da bu çaresizliğin, bu sessiz isyanın ortasına bıraktı. Bu, sadece bir çocuğun büyüme hikâyesi değil; iyiliğin, yozlaşmış bir dünyada ne kadar yalnız ve savunmasız olduğunun kan donduran bir portresidir. Kitap, daha ilk sayfalarında sizi bir trajediyle tanıştırır ve Yusuf’un o derin sessizliğinin nedenini fısıldar. O andan itibaren Yusuf, hayatı boyunca "yetimlik" ve "yabancılık" hissinden bir an olsun kurtulamaz. Konuşmaz, şikâyet etmez, sadece gözlemler. Onun bu sarsılmaz sükûneti, aslında adaletsizliğe karşı geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Okurken Yusuf’un sessizliğinde kendi sustuklarımı, içime attıklarımı gördüm. Onun, insanların neden bu kadar kötü ve çıkarcı olduğuna akıl erdirememesine yürekten hak verdim. Ancak bu kitap sadece Yusuf’un hikâyesi değil, aynı zamanda taşranın o boğucu ve ikiyüzlü düzeninin de bir eleştirisidir. Paranın ve gücün hukuku nasıl ezdiğini, "eşraf" denilen zenginlerin nasıl her istediğini yaptığını görmek insanın canını yakıyor. Okumuş, iyi niyetli insanların bile bu çarkın içinde nasıl çaresiz kaldığını izlemek çok acıydı. Hele Yusuf'un, her şeyi akılla çözmeye çalışan kaymakama, "Sen okudun da ne oldun sanki?" diye sorduğu o an... Adeta kitabın tüm felsefesi bu cümlede gizliydi: Bu dünyada dürüstlük ve bilgi, kaba gücün karşısında ne işe yarar ki? Ve tabii ki Muazzez... Yusuf’un o karanlık ve sessiz dünyasındaki tek ışık, nefes alma sebebidir. O, bu çürümüş düzenin ortasında saflığın ve masumiyetin
1000Kitap
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,5bin okunma