Gerçekten beğendiğim bir kitap oldu. Sırf cinsiyetimizden dolayı yargılandığımız, fırsatların sunulmadığı, ezildiğimiz ve çok kötü şeylere maruz kaldığımız dünyadan sıyrılıp bu kitabı okumak çok güzel geldi doğrusu. Bir tek kadınların bulunduğu düşünülenin aksine birlik ve beraberliğin sağlandığı, bilim açısındn gelişmiş bir ülke olan kadınlar ülkesinde sevgi, şefkat, annelik gibi duygular gelişmiş. Asıl amaçları iyi çocuk yetiştirmek olan anneler ülke refahı için canla başla çalışıyor. Annelik bir zorunluluk değil, kutsal bir şey olarak görülüyor. İçinde bulunduğumuz bu dünya ise bunun pek farkında değil. Üç genç adam kadınlar ülkesine giriş yaptıklarında özellikle aralarındaki Terry isimli erkek, kadınların pek beceriksiz olduğu ve erkeğin gölgesi altında olması gerektiğini savunuyordu. Kitap boyunca bu böyle devam etti. Aslında Terry isimli karakterin günümüz ataerkil düzenin bir yansıması olduğunu unutmamak gerek. Erkek olmanın güç demek olduğu, cinsellik olduğu, zevk olduğu, bağımsız olduğu sürekli dilinde dönüyor bu karakterin. Oysa Kadınlar ülkesindeki kadınlar bunu bizzat yanıltıyor. Kadınsılık/ erkeksilik diye kavramların saçmalığını gerçekten var olmadığını hatırlatıyor yazar. Kadınsı denilen şey kadını kadın yapan değil, erkeğin zihniyetine göre kadını şekillendirmektir. Terry ise bu kadınların hiç kadın gibi olmadığını söyleyerek cinsiyetsiz damgası vuruyor onlara. Günümüz için çok da uzak bir düşünce değil bu. Erkeklerin oluşturduğu ataerkil sistem kadınları kafalarına göre yorumlatıyorken biz kadınlar bunların altında ezilip duruyoruz. Oysa kadınlar ülkesi öyle gelişmiş bir huzura, mutluluğa ulaşmış ki düzenleri beni hayran bıraktı. İmrendim. Kitabı okurken sıkça "Bu dünyada kadınlar ezilmese, çok kötü durumlara maruz kalmasa, çocuk yaşta evlendirmese ve okutulsa bizler de mutluluğa ve huzura kavuşabilirdik." diye düşündüm. Feminizmin gerekliliğini bir kez daha vurguladı bu kitap. Bazı erkekler kadınların da erkekler gibi haklara sahip olduğunu düşünse de bizler hâlâ kadınların çocuk yaşta karınlarında çocuk taşıdıklarını, şiddete maruz kaldığını, ölüme tecavüze, en temel hakları olan eğitimden uzakl kaldıklarını göz ardı edemeyiz. Patriyarka olmasaydı bu haklarımız olacaktı diye düşünüp iç geçiriyorum sürekli. Çok üzücü bir durum ve kadınlar olarak sadece biz mücadele ediyoruz. Feminizmin hâlâ kötü bir şey olarak tanımlanması beni hem öfkelendiriyor hem de çok üzüyor.