BİN DOKUZ YÜZ SEKSEN DÖRT
George Orwell; Çeviren: İngilizce aslından çeviren Nuran Akgören; Can Sanat Yayınları; 270 Sayfa
21 Haziran 2009 Pazar günü devrettim George Orwell'in BİN DOKUZ YÜZ SEKSEN DÖRT başlıklı romanını. 1903-1950 yılları arasında yaşamış, kırkyedi yaşında vefat etmiş Yazar; ölmeden bir yıl önce yazmış bu romanı.
Orwell 1949 yılında bu romanı yazdığına göre 35 yıl sonraki bir gelecekte gerçekleşebileceğini öngördüğü bir devlet rejimini kurgulamış. Okyanusya adlı hayalî ülkenin, hayalî rejiminde yöneten tek bir parti vardır ve partinin tamamı 'Büyük Birader' olarak anılmaktadır.(Birader kelimesinin İngilizceden dilimize geçmiş olduğunu zannederdim -brother-, yanılıyormuşum: Birader kelimesinin aslı Farsça imiş.)
Her şey devlet tarafından kontrol ediliyor. Yaşanan olaylar hemen ertesi gün devlet çıkarlarına göre değiştiriliyor; geçmiş yadsınıyor, tarih siliniyor. Devlet arşivi sürekli değiştirilip, yenileniyor. Bakanlıklar sadece bu işler için binlerce insan çalıştırıyorlar.
Kahramanımız Winston Okyanusya'nın Doğruluk Bakanlığı'nda çalışan bu memurlardan biridir. Yaptığı işin yanlış olduğunu bilir. Bakanlığın arşivini sürekli değiştirmektir işi. Yaşananlar devlet çıkarına zarar verecekse Parti görüşleri gereğince gerçeği siler, yerine yenilerini yazar. Yayımlanan dergiler bile bu işleme tabidir; düzeltmeler yapıldıktan sonra derginin iptal edilmiş sayısı yeniden basılır. Rejime muhalif insanlar vardır ve bunlar kimselerin anlayamadığı bir şekilde ortadan yok olurlar. Bir kaç gün içinde böyle bir kişinin yaşadığı bile ispat edilemeyecektir, tüm bilgileri kayıtlardan silinir. Düşünce suçlarının takibi için Düşünce Polisi vardır. Ailenin her bireyi bir diğerini ihbar etmekle ödüllendirilir... Anne ve babalarını ihbar eden çocuklar vardır ve takdir edilirler.
Winston yanlış olduğunu bildiği hâlde işini yapmaktadır. Kaybolan gerçeklerin gelecekte bir zamanda hepten yok olup yitmesini istemez. Bunun için günlük tutmaya başlar. Gizliden gizliye inandığı bir örgüt vardır. Rejimi yıkmaya çalıştığına inanılan bu örgütün varlığı bile şüphelidir aslında. Okyanusya'da tele ekranlarla bireylerin her hâli izlenmektedir. Winston, İç Parti'de çalışan O'Brien adlı bir memurun kendi gibi düşündüğüne inanmaktadır. Bir gün onunla bu konularda görüşmek niyetindedir,,, ve görüşür de... Winston evlidir. Evli olduğu hâlde bir sevgili edinir kendisine. Buluşmaları, bir araya gelmeleri bile çok zorlu bir süreç yaşamaları demektir. Kendi fikirlerine benzer görüşleri olan sevgilisi Julia ile bu sıkkın yaşantıdan kurtulma çarelerini dillendirirler. Nihayet bir gün Julia ile birlikte O'Brien'i bulup konuşurlar. Sonrası kâbuslu bir uyku gibidir. Ben okurken bazı yerlerde çok bunaldım,,, hele farelerle yapılan bir işkence betimlemesi var ki...
Olaylar hayalî ülkede sürüp giderken anlatılanlar bu günün rejimlerinden örneklenmiş gibi geldi bana. Romandan alıntılayıp hiç değiştirmeden buraya sadece tek bir örnek aktarıyorum. Mutlaka tanıdık,bildik gelecektir sizlere de: 'Tutuklamalar her zaman gece yapılırdı.'
Orwell'ın bu romanı gelecek için herhangi bir umut vadetmiyor. Tam tersine rejimlerin varabilecekleri yönetim şeklinin ne kadar insanlık dışı boyutlara ulaşabileceğini hatırlatıyor bize. Henüz demokrasi ortamını yaşayan ülkelerde akil insanlar şu kitabı okusunlar,,, daha iyi bir gelecek için ne yapılmalı karar versinler. İş işten geçtikten sonra geriye dönüş çok uzun yılların geçmesine ve yitik insan hayatlarına mal olabiliyor.