"Düşüncesiz pervaneler gibi kimimiz aşkın ateşine, kimimiz terbiyesini aldığı memleketlerin serabına, hepimiz meçhul hayatlara, hayali saadetlere diyerek, uça uça ateşe gidiyoruz. Kanatlarımız kavrulup, uzun can çekişmeleri içinde çırpına çırpına yanıncaya kadar tehlikeyi göremiyoruz." (Syf.96)
Turan ideali üzerine yazdığı Ay Demir romanıyla tanıdığımız Müfide Ferit Tek, Pervaneler adlı eserinde milli duyguların uykuda olmasının sonuçlarını ve bu duyguların uyanışını ele alır. Yazar, dönemin çalkantılı atmosferinde Batılılaşma hevesini, “Batı’da olan her şey güzeldir” anlayışının geldiği noktayı ve misyoner okullarının toplum üzerindeki etkilerini kısa ama etkileyici şekilde işler. Diğer yandan Türk-yabancı evlilikleri üzerinden kültür çatışması temasını da ustalıkla ele alır.
Roman, işgal askerlerinin İstanbul’dan ayrılış sahnesiyle başlar. Bu olayı izleyenlerin kimisi sevinçle dolarken, kimisi kedere boğulur. Sahneyi izleyenler arasında yer alan Doktor Burhan Ahmet, Fransız eşinin üzüntüsünü ve çocuklarının Türk kültürüne yabancılaşmış tavırlarını fark ettiğinde büyük bir sarsıntı yaşar. Daha önce çok da kendini belli etmeyen milliyetçi duyguları yeniden canlanır. İki kültür arasında kalmış bir evliliğin ve yabancı değerlerle yetişen çocukların yarattığı geç kalmışlık hissi, doktoru derin bir iç hesaplaşmaya sürükler.
Diğer yanda Bizans Koleji’nde okuyan Leman, Nesime, Bahire ve birçok genç kız, Amerika’ya gidip orada mutluluğu bulma hayali kurmaktadır. Oysa oradaki yaşamın sandıkları gibi olmadığını akıllarına bile getirmezler. Burhan bu gerçeği şu sözlerle dile getirir:
“Budala kız, Amerika senin gibi bir küçük kızı değil, milyonlarca insanı, dünyanın her tarafından gelen bin bir milleti yutmuş ve hazmetmiş bir memlekettir.”
Yazar, genel anlatımın yanı sıra küçük nüanslarla da güçlü mesajlar verir. Bir Mevlevî dergâhında yetişen Nesime’nin, tekkeden kalma alışkanlıkla sallana sallana ders çalışması bu anlamda çok etkileyicidir. Mayasında kendi kültürü bulunan bu kızlar, yabancı ve sahte bir kültürde kök salıp yeşeremeyecek; bunun ızdırabıyla ömürleri geçecektir.
Müfide Ferit Tek, Pervaneler’de sadece bir dönemi anlatmakla kalmaz; kimliğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir toplumun içsel çatışmalarını da gözler önüne serer. Misyoner öğretmenler tarafından milli duygulara yabancı yetiştirilen genç kızlar, tıpkı pervaneler gibi, kendilerini yakacak olan ateşe tutkuyla koşarlar. İşin sonunda varacağı yeri kitabın dili ile ifade edelim:
"Amerika'nın cazibesine tutulan zavallı pervaneler artık uça uça, sevine sevine ateşe gidiyorlardı."
"Onu uçurup götüren bütün hülyaların kanatları kırıldı ... Ve oraya, beyaz yastığın üstüne, yaralı bir pervane gibi düştü..."
Tabi "Batı kötüdür, kakadır. Kendi memleketimizde kalıp kendi yağımızda kavrulalım" şeklinde de okumamak lazım buradaki mesajı. İyi ve güzel olan ne varsa, gelişim nerede mümkünse onu almak ulaşmak için elbette harekete geçmeli elde etmek için heveslenmeliyiz. Ama önemli olan bunu yaparken kendi kültürüne yabancılaşmamak, kendi değerlerinin nankörü olmamaktır. Sanırım yazarında vermek istediği mesaj da tam olarak bu.