·400 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Kasım 2025 15:08 ʟᴀᴜʀᴇɴ ᴋᴜɴɢ ᴊᴇꜱꜱᴇɴ }♧{ ᴋᴀᴅᴇʀ ʙᴀğı ᴛᴇᴏʀɪꜱɪ
Selamm, bugün sizlere @artemismilenyum yayınlarından yine çok hoş bir romantik kitapla geldim. Yan baskısı, kapak tasarımı ve içeriği ile oldukça güzel bir kitap okudum.
Genel olarak ağır ilerleyen bir temposu vardı ama yazarın kalemi oldukça anlaşılır ve akıcı olduğu için ana karakterlerimiz Rooney ve Jack i tanırken sayfalar akıp gidiyor. Özellikle de doğu kültürünün gelenek ve göreneklerine birazcık meraklıysanız daha da hoşunuza gidecek. Ana tema ise kadere mi inanırsın yoksa, her şeyin senin elinde olduğuna inandığın mantığına mı inanırsın?
İşte tam bu ikilemin ortasında biri kaderci diğeri bilim insanı ve mantığına güvenen iki karakter!!
Rooney sanatçı yapısıyla ve kültürünün de getirisi ile kadere inanan bir kadın. Sanatçı olan annesinden gelen bu özellikle kendi sanatını kendini de gizleyerek Kırmızı İplikli Kız adı altında yapıyor.
Jack ise Nasa bünyesinde çalışan bir mühendisdir. Bilime inanan ve bu yolda tüm enerjisini harcayan Jack, terfi için oldukça umutlu.
Rooney ve Jack'in yolları karlı bir Newyork gününde bir matbaa da kesişiyor. Kısa ama keyifli bir konuşma sonrasında Rooney ördüğü Kırmızı uzun mu uzun atkıyı Jack'in boynuna bağlayıp hediye ediyor. İkiside gün içinde birbirlerini aklında çıkaramıyor. Ta ki dilek fenerleri festivalinde tekrar karşılaşana kadar. Rooney bu ikinci karşılaşmayı tamamen kadere bağlasa da Jack buna sadece tesadüf diyor. Ama birbirlerinden çok etkilendikleri keyifli saatler geçiriyorlar. İkisi birbiriyle tekrar görüşmek için numaralarını alsa da bir şekilde kaybederler.
İrtibatları geri dönülmez bir şekilde kesilen ikili bir daha görüşemezler.
Ama aylar sonra ister kader deyin ister tesadüf NASA'nın projesinde misafir sanatçı olarak davet edilen 'KİK' yani Kırmızı İplikli Kız , projenin başındaki Jack i görene kadar...
Sizce ikisinin karşılaşması sadece tesadüf müydü, yoksa kaderin bir oyunu muydu?