Her gün 6:27 treninde kağıt dönüşüm fabrikasından arda kalan birbirinden bağımsız sayfaları yüksek sesle okuyan Guylain Vignolles’i dinlerken aynı vagonda yolculuk yapma arzusu uyanıyor insanın içinde. Sonra dinleyicilerin yüzünde oluşan o mütebessim çehre gelip yerleşiyor yüzünüze. Yarım kalan öykülerin tamamlanışı başlıyor zihninizde..
.
Hikaye kağıt geri dönüşüm fabrikasında isteksizce çalışan Guylain ile başlasa da, hayatın içinden kesitlerle masalsı bir havada geçiyor olaylar.
Fabrikada bacaklarını kaybeden Guiseppe’nin o gün yeniden baskıya giren kitapları toplayarak bacağını tamamladığını düşünmesi ve bunu hayatının gayesi haline getirmesi..
.
Sürekli veciz cümleler kurarak konuşan Yvon’un, kendine ihtiyarlardan oluşan bir dinleyici kitlesi bulmasındaki sevinci..
.
Tuvalet temizleyen kızın yazdığı günceleri içinde barındıran usb’yi trende düşürmesi üzerine 6:27 treninde okunan sayfaların daha da keyifli ve ilgi çekici bir hal alması..
.
Her karakterin abartısız, sıradan ama insanı etkileyen bir yanının olması, konunun merak uyandırması, akıcı betimlemeleri ve tatlı biten sonuyla; #hunharcaokuyanlarkulubu ile yine nekadar isabetli bir tercih yaptığımızın göstergesi oldu.
.
Fransız yazar Didierlaurent; edebiyat fenomeni olarak kabul edilen bu ilk romanıyla bir çok ödül kazanmış ve kısa sürede 29 dile çevrilmiş. #canyayınları ile 2017de dilimize kazandırılan bu eseri büyük bir keyifle okudum. .
Herkesin kitap okumaya bir başlama hikayesi var, kimi trende bir kaç nüshayı yüksek sesle okurken kimi dinlemeyi sevdi bu kitapta..
Peki sizin hikayeniz nasıl başladı?