7,8/10  (25 Oy) · 
36 okunma  · 
17 beğeni  · 
449 gösterim
36 yaşındaki Guylain Vignolles kâğıt geri dönüşüm fabrikasındaki işinden nefret eden yalnız ve mutsuz bir adamdır. Hayatı, sıkça sohbet ettiği küçük kırmızı balığıyla birlikte yaşadığı ev ve çalıştığı fabrika arasında geçer. Görevi, kitapları paramparça eden korkunç makine Zerstor 500’ü kullanmaktır.
Çalıştığı işletmede iki dostu vardır, biri ürkünç makinenin ayaklarını yediği Guiseppe, diğeri ise sadece aleksandrin hece vezniyle kurduğu cümlelerle konuşan bekçi Yvon Grimbert. Kitapları yok etmekten duyduğu vicdan azabından kurtulmanın yolunu, her gün bindiği banliyö treninde, Şey’den söküp aldığı birbirinden bağımsız kitap sayfalarını yüksek sesle okumakta bulan Guylain, tekdüze hayatının akışının vagonda bulduğu o akıllı bellekle birlikte değişeceği umuduna kapılır. Minik aletin içindeki metinlerin yazarının peşine düşen bu umutsuz, şehirli adamın küçük hayatı büyük bir dönemecin eşiğindedir artık.
Edebiyat alanındaki ilk başarılarını, yazdığı öykülerle, kazandığı prestijli ödüllerle yaşayan Fransız yazar Didierlaurent, bu ilk romanıyla, başta ülkesinde olmak üzere dünya çapında adından sıkça söz ettirdi. Yayımlandığı yıl bir edebiyat fenomeni olarak kabul edilen roman, kısa sürede 29 dile çevrildi.
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2017
  • Sayfa Sayısı:
    133
  • ISBN:
    9789750735479
  • Çeviri:
    Aysel Bora
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Kapı Zili 
09 Oca 10:26 · Kitabı okudu · 4 günde

Fransız öykü yazarı Jean-paul Didierlaurant'in 2014 yılında yayınlanan Ağustos 2017'de de Aysel Bora çevirisi ile Can Yayınları'ndan çıkan 6.27 Treni isimli bu güzel romanı okuduğuma çok sevindim. Yazarın dilimize çevrilmiş başka metinleri yok sanırım ama kitabın yayınlandığı her ülkede büyük ilgi görmüş bu yazarın farklı çevirilerini de en kısa sürede raflarda göreceğimizi düşünüyorum.

Hikaye bir kağıt geri dönüşüm fabrikasında Zerstor 500 isimli kitap öğüten korkunç bir makineyi yönetmekle görevli Guylain Vignolles'ün sıradan hayatının sıradan hikayesi. Sıradan diye özellikle vurguluyorum çünkü modern yüzyılda adeta bir makine gibi her gün aynı şeyleri aynı rituellerle gerçekleştirilen sıkkın bireyin, bir işçinin basit hayatının hikayesini seyrettiriyor kitap.

Guylain, bir işçi, Kitapları çok sevmesine rağmen bir kitap öğütücü makinesinin başında çalışıyor ve işinden nefret ediyor. Banliyo treni ile yolculuk ediyor ve bu yolculuklarında "Şey"den kurtardığı kitap sayfalarını yüksek sesle yolculara okuyor. Didierlaurent yazarların uzun zamandır pek de anlatmaya yanaşmadığı "işçi"ye modern bir yorum getirmiş. Gerçek bir karakter Guylain, uzun zamandır okuduğum romanlarda-öykülerde karşıma çıkmayan, hepimiz gibi, işine gidip gelen, her gün aynı şeyleri nefretle tekrarlamanın sıkkınlığında, makineleşmiş bir birey. Patron Kowalski, stajyer Brunner, kafiyeli konuşan Yvon, bacaklarını makineye kaptırmış Guisseppe... Tüm karakterlerin kurguda temsil ettiği bir imgesi, sorgulattığı bir değeri var. Yazarın bir öykücü olmasını etkisi ile de hikayeleri kurgunun içine çok güzel bir şekilde oturtulmuş. Ben çok başarılı buldum kitabı.

Henüz yılın çok başında okudum ama 2018 yılında okuduklarımın arasında en iyilerden biri olacak gibi duruyor bu roman. Umarım Türkiye'de de hakettiği ilgiyi görür ve çok okunur.

Keyifli okumalar