Puan vermedi·188 syf.··
2025 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2025 19:32
Depresif bir umursamazlık ve kendini, hiçbir şey hissetmeden hayatın akışına bırakmak… Bu kitabın daha ilk sayfasından bana hissettirdiği şey tam olarak buydu. Murakami’nin o kendine has, sessiz ama derinden ilerleyen melankolik atmosferi burada daha da yoğunlaşmış durumda. Sanki karakterlerin üzerine ince bir sis tabakası çökmüş gibi; ne tam kayboluyorlar ne de net bir şekilde görünür hâle geliyorlar. Okur da bu sisin içinde, onların ruh hâline eşlik ederek ilerliyor. Murakami’nin dünyasında çoğu zaman sıradan görünen detaylar bile içsel bir boşluğun yansıması gibi durur. Sınırın Güneyinde, Güneşin Batısında da bu açıdan istisna değil. Her şey dışarıdan bakıldığında düzgün, hatta yer yer kusursuz gibi görünse bile, insanın kendi beklentilerinin, kendine kurduğu hayallerin ve bitiremediği geçmişin onu nasıl bir ruh hâline sürükleyebileceğini çok iyi anlatıyor. Kişi bazen sahip olduklarıyla yetinemiyor, bazen de hayatındaki en küçük bir eksiklik bile zihninde büyüyerek büyük bir iç hesaplaşmaya dönüşüyor. Kitabın atmosferi boyunca hissedilen o melankoli, aslında karakterlerin kendi içlerinde sürekli dolaşmalarıyla ilgili. Ne tam anlamıyla acı çekiyorlar ne de gerçekten mutlu olabiliyorlar. Arada bir yerde, duyguların yarım kaldığı bir bölgede sıkışmış gibiler. Murakami’nin anlatımı da bunu destekliyor; sakin, dingin ama bir o kadar da tedirgin eden bir ritim var sayfaların arasında. Son sayfaya kadar da bu hava kaybolmuyor. Bir noktadan sonra insan, karakterin yaşadığı boşluğa kendi boşluğunu da ekleyerek okuyor kitabı. Belki de Murakami’nin en güçlü yanı bu: Sıradan görünen bir hayatın içindeki görünmez çatlakları gösterip, okuru da o çatlakların içine çekmek. Ve tüm hikâye bize şunu hatırlatıyor: bazı duygular ne kadar bastırılırsa bastırılsın, kendilerini bir yerden mutlaka dışarı vuruyor…
Sınırın Güneyinde Güneşin BatısındaHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20245,5bin okunma
·
58 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.