Where do we begin?
Kitapçıda rastgele bakınırken kalınlığıyla dikkatimi çeken, adının Don Kişot olduğunu görünce "Ulan bu kitap bu kadar kalın mıydı?" diyerek şaşırdığım, ciltsiz başka baskısı olmadığını görünce kimseler almadan alayım bari deyip aldığım,(ben almasam muhtemelen bugün hala rafta duruyor olurdu ya neyse:) İlk kez baba olmama 1 aylık süre kalmışken "Risk budur" diyerek cesaret edip başladığım, "çocuk doğmadan bitireyim de sonra biraz ince kitaplara dalayım yoruldum" diye düşündüğüm ama ilk hafta 400. sayfaya yeni gelmişken çocuğumun 20 gün erken doğmasıyla bir anda yarıda bırakacak gibi olduğum, ama azmedip babalık izninde günde 100 sayfa okuyup adeta coşarak yaklaşık 2.5 haftada bitirdiğim, yer yer kahkahalarla güldüğüm, yer yer sıkıldığım, yer yer vay bee ne güzel sözler, ne güzel iç hikayeler dediğim bir kitap oldu. Çocukluğumdan beri hep görürdüm hep önerilirdi ama okumak bir türlü nasip olmamıştı. Nasip bu zamanaymış.
Ah be Don Kişot, Ah be Sancho Panza. Ne orijinal karakterlerdiniz bee. Çok eğlendim sizinle beraber yolculuk yaparken. Keşke birebir uyarlama bir filminiz ya da mini bir diziniz olsa da izlesek. Kitap bu kadar hacimli olduğunda haliyle onunla uzun zaman geçirmenizden sebep sonuna geldiğinde bitmesini istemiyorsunuz.
Gerçek kurtlar anlar bu duyguyu ancak:)
SPOİLERR
Don Kişot aklı küçük ama yüreği kocaman bir kaçıktır. Kaçık dediğime bakmayın. Söz konusu öğüt vermek olunca şaşırtıcı derecede mantıklı konuşan bir kaçık. Aşırı kitap okumasından kaynaklı olarak kafayı yer ve o kitaplardaki gezgin şövalyelere özenerek şövalye kıyafetlerine bürünüp kendisi gibi saf ve budala köylüsü Sancho Panza ile birlikte maceralara atılmak, haksızlıklarla mücadele etmek, iyilerin dostu kötülerin düşmanı olmak, kötülüklere son verdikten sonra gerçekte var olmayan, hayalinde yaşan dünyada eşi benzeri olmayan güzellikteki Dulcinea isimli sevdiği kadına ulaşmak için yollara çıkar. Maceraları o kadar eğlenceli, o kadar komik olur ki yukarıda da belirttiğim üzere kahkahalarla gülmeniz çok olası.
Donkişotluk nasıl yapılır sorusunun cevabını da kitabı okudukça daha iyi anladım. Kendi adıma pandemi sürecinde elimde olmayan, gücümün yetmeyeceği şeyler için kendimi adeta paralayıp insanlarla zıtlaşıp kutuplaştığım, kendi psikolojimi bozduğum için bir o dönemde biraz Donkişotluk yaptığımı fark ettim:)
Yüzyıllar geçmiş olmasına rağmen bu kadar orijinal bir karakter hala hayatlarımıza etki ediyor ve orada kendimizden bişeyler buluyoruz ve klasikler iyi ki var diyoruz tekrardan.
Don kişottan farklı olarak benim savaştığım davada ben maalesef haklı çıktım bize zorla aşı yapmaya çalışan zorbaların, medya maymunlarının, gözünü para ve makam hırsı bürümüş çakma doktorların itibarı beş paralık oldu ve zaman benim gibi düşünenleri haklı çıkardı.
Gerçek hayat her zaman acıdır. Okunduğu gibi eğlenceli olmuyor maalesef.
Kitaba geri dönecek olursak Don Kişot'un deliliğini biraz kitaptan pasajlarla açmak istiyorum.
Don Kişot'un yaptıklarını izlemiş, söylediklerini dinlemiş ve kendisinin akıllı bir deli ve deliliğin sınırlarında bir akıllı olduğuna kanaat getirmişti. Bir an aklı başında olduğunu düşünüyor, bir an deli olduğuna karar veriyordu, çünkü konuşmaları gayet muntazam, zarif ve akıllıcayken yaptıkları pervasız, anlamsız ve saçmaydı.
"İçi peynir dolu bir miğferi başına takıp da sonra büyücülerin beynini yumuşattığını düşünmekten daha çılgınca bir şey olabilir mi? Aslanlarla zorla kavgaya tutuşmaya çalışmaktan daha pervasızca, daha delice bir şey yapılabilir mi hiç?"
Kendisi yalnızca şövalyelik söz konusu olduğunda saçmalar, geri kalan her konuda son derece mantıklı ve aklıselim açıklamalarda bulunurdu. O kadar ki mantığı hareketlerini, hareketleri mantığını daima yalancı çıkarmaktaydı.
Bu iki pasaj Don Kişot'un karakterini özetliyor ve üzerine daha fazla detay vermeye gerek bırakmıyor.
Kitapta güldüğüm bazı bölümler:
Dulcinea'nın üzerindeki sözde büyünün bozulması için poposuna 3300 kırbaç yemesi gerektiğini öğrenen Sancho sinirlenir ve şöyle der:
3000 kırbaç demiyorum, ama üç hançer darbesi yesem daha iyi. Şeytan alsın götürsün böyle büyü bozmayı. Büyünün benim kaba etlerimle ne alakası var bilmiyorum ki! Yemin ederim Dulcinea hanımın büyüsünü bozmak için başka bir yol bulunmamışsa mezara kadar büyülenmiş olarak gidebilir!
Don Kişot sinirlenir ve:
Ben şimdi seni bir alırım var ya! Seni Don Şaklaban, sarımsak dolması seni! Ben seni alır da bir ağacın tepesine anadan üryan bağlarım, 3300 değil 6300 kırbaç vururum. Sakın bana cevap vereyim deme, ruhunu çeker kopartırım yoksa."der. Sarımsak dolması nedir yahu:) :)
Sancho valilik yaparken adalet sağlaması gereken bir vaka gelir karşısına. Kadın kendisine iğfal edildiğini iddia eder.
"Adalet istiyorum sayın vali. Bu rezil herif tam 23 seneyi aşkındır Mağriplisinden, Hristiyanından, yerlisinden yabancısından koruyup sakındığım değerimi çaldı benden. Benim her daim meşe gibi durup direnmeye, ateşe verilen semender gibi, böğürtlen çalısına asılmış yün gibi direnmeme rağmen bu herif geldi, elini iki karış kirin içine bile sokmadan, hiç hak etmediği halde ırzıma geçti."
Sözleriyle ifade eder kendisini(sözlerin zarafetine dikkatinizi çekerim)
Sancho suçlanan adamdan üzerindeki para dolu keseyi kadına vermesini, kadın mekandan uzaklaştıktan sonra kadının arkasından gidip verdiği keseyi zorla almaya çalışmasını ister, ama kadın canı pahasına para kesesini savunur ve ikili tekrar huzuruna gelince Sancho adamın masum olduğuna kanaat getirir ve kadına şu unutulmaz cevabı verir:
"Sevgili kardeşim, eğer keseye sahip çıkmak için gösterdiğiniz direnci ve cesareti, hatta yarısını olsun kendi bedeninize sahip çıkmak için gösterseydiniz, Herkül gelse size zorla bir şey yaptıramazdı"
Bunların dışında Sancho'nun yersiz yersiz sürekli atasözü kullanması ve Don Kişot'un bu hususta ona kızdığı sahneler oldukça eğlenceliydi. Huyu kurusun Sancho her olayda mutlaka o ana uygun bir atasözü bulur ardından o anla hiç alakası olmayan 8 10 atasözü daha söyler Don Kişot'u çileden çıkarır:)
Waow dediğim birkaç pasaj:
Hakikat ne kadar uzatılıp çekiştirilse de asla kopmaz ve tıpkı yapın su üzerine çıkması gibi o da daima yalanların üzerine çıkar.
Neyse mağlubun ünü
Odur galibin şerefi
Ömrü uzun olanın göreceği dert de çok olur.
Kan kalıtımla edinilir, erdem kazanılır. Ve erdem tek başına kanın hayatta erişemeyeceği bir değer barındırır.
Kısa kesmeye çalışsam da kitap çok hacimli olduğu için notlar yine de uzamış olabilir:) Bunun gibi çok sayıda altı çizili ve bol gülücük emojili işaretlediğim kısım da oldu. Tamamını yazmaya kalkarsam yazı bitmez o yüzden burda bırakıyorum. Umarım okumanız için gerekli motivasyonu sağlamışımdır.
Stephen King'in O'sunun rekorunu(1212 sayfa) kırılamadı yine ama olsun. Hala 1200 sayfalık kitapları okuyabiliyor olduğumu görmek güzeldi. Kitabın arkasında Arif Dino'nun Yaşar Kemal'e tavsiye ettiği gibi "ömrünün sonuna kadar durmadan bu kitabın okunması" hususuna katılmasam da, ömrüm sona ermeden bir kere daha okumayı düşünüyorum, zira yeterince uzun zaman geçtikten sonra tekrar okunan kitaptan alınan haz da bir başkadır. Hele ki böyle eğlenceli bir kitapsa. Umarım o günleri görürüm. Ve bu yazıyı okuyan okuyucu umarım sen de bu yazıyı sıkılmadan okumuşsundur.
Bu eşsiz klasiği herkes mutlaka okumalı. Genel itibariyle muazzam ancak yer yer sıkılmamdan sebep Puanım 9
A bu arada. Teşekkürler Cervantes...