Viktor Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı adlı kitabı, yalnızca bir psikiyatristin Nazi toplama kampında yaşadıklarını değil; insanın, en karanlık koşullarda bile neden yaşamak istediğini sorgulayan bir iç yolculuğu anlatıyor. Frankl’ın kelimeleri, acının içinde direnmeyi değil, acının içinde bir anlam bulmayı öğretiyor aslında .
Frankl için “yaşamak” sadece nefes almak değil; bir amaca, bir değere, bir insana, bir sorumluluğa tutunmak. O tutunma noktası, insanı felaketin içinden bile hayatta tutacağını ifade ediyor. Kitabı okurken şunu fark ediyor insan: koşullar ne kadar ağır olursa olsun, özgürlük son cümlesini söylemeden elimizden alınamaz. Çünkü Frankl’a göre insanın elinden alınamayacak tek şey, her koşulda tavrını seçme özgürlüğü.
Toplama kampında her şeyin anlamını yitirdiği o dehşet ortamında bile Frankl, “Bir nedenim varsa, her nasıla dayanabilirim,” der. Bu cümle aslında kitabın kalbidir. Biz de hayatlarımızda bazen o kampın duvarlarını görünmez biçimde inşa ederiz: rutin, kaygı, kayıp, belirsizlik… Fakat anlam arayışı, insanın içindeki o sessiz kıvılcımı yeniden yakar. Frankl’ın logoterapi anlayışı tam da buradan doğar: İnsan, yaşama nedenini bulduğunda dayanma gücünü de bulur.
Ben bu kitabı okurken, “Benim anlamım ne?” diye sık sık durdum. Çünkü Frankl’ın anlattığı şey sadece geçmişin trajedisi değil, bugünün ruhsal açlığıdır. Modern insanın eksikliği, çoğu zaman sevgisizlikten ya da kayıptan değil, anlamsızlıktan gelmektedir. Frankl bize diyor ki: Anlamı dışarıda arama; o, senin acını nasıl taşıdığına gizlidir.
İnsanın Anlam Arayışı okurken o yüzden ‘’acıma” değil, “uyanış” duygusu yaratıyor aslında
Frankl’ın yalın dili, felsefi ağırlığı unutturarak içe işleyen bir dinginlik sağlıyor.