Puan vermedi·112 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Kasım 2025 20:52 Muhtelif Evhamlar Kitabı
Bu kitabı okurken kendimi çoğu zaman bir hikayenin içinde değil de kendi hayatımın arasında dolaşıyormuş gibi hissettim. Sanki biri yanıma oturmuş “Bak anlatacaklarım sana da tanıdık gelecek” demiş gibi bir hali vardı. Okudukça içimde unutulmuş cümleler eski yaralar bir yerlere sığdıramadığım duygular birer birer yüzeye çıktı.
En çok da şu soruya takıldım
“Çok öpmek nasıl bir şeydi? Üç defa mıydı mesela? Peki uzun uzun bir kere öpmek de çok sayılır mıydı?”
İnsanın sevilmekle ilgili bütün çocukluk karmaşasını tek cümlede açmış gibi. Ben bile durup düşündüm sevgi dediğin sayı mıydı şekil miydi yoksa hep hissetmeyi umup da yarım kalan bir şey miydi?
Ardından gelen “eğer öyleyse annesini hiç çok öpmemiş olabilirdi” kısmı içime ince bir sızı bıraktı. Kitap zaten tam böyle anlarla dolu. Bir anda eğlenceli bir anda karanlık bir anda hayatın ortasında durduran.
Mesela karakterin kendi kendine patlattığı o cümle “Genç ama çirkin öleceğim!”
O kadar samimi ki. İnsan bazen böyle en dipteki korkusunu böyle çığlık atarak söylemek ister ama utancından susturur kendini. Kitap o susturduklarımızı açıyor işte.
Sonra bir kırmızı karanlığın içine düştüğü bölüm “Kendimi kızıl bir karanlıkta buluyorum. Gözlerim kapalı güneşe bakar gibiyim.”
İşte orada kitap beni aldı kendi yalnızlıklarıma bıraktı. Hepimizin hayatta bir kez bile olsa düştüğü o garip tarif edilemeyen boşluk. Hem acıtır hem de insanı kendine yaklaştırır.
Bir başka yerde hayatın içimize nasıl sindiğini şöyle anlatıyordu “Dişin ağrıyorsa çekersin yıllarca içinde çürümesine izin vermezsin. Hayat artık içinde çürüyor Selim. Çek gitsin.”
Bunu okuduğumda biraz durdum. Evet ya dedim. Bazı insanlar bazı anılar bazı alışkanlıklar gerçekten uzun süre içimizde çürüyüp kalıyor. Bazen bir cümle bile insana cesaret olabiliyor.
Ve en tokat gibi gelenlerinden biri
“Mutlu son diye bir şey yoktu; uzun vadede bütün hikâyeler mutsuz biterdi.”
Kulağa karamsar geliyor ama aslında rahatlatıcı. Çünkü hayat zaten mükemmel olmak zorunda değil hikayelerin illa kusursuz bitmesine gerek yok. Her şey biraz eksik biraz kırık biraz gerçek. Bir de yalnızlıkla ilgili bir cümle vardı beni tam yerimden vurdu
“Yalnızlığın sayılarla alakası yoktu. Belki tek başına değildi ama yapayalnızdı, bunu biliyordu.”
Ne kadar doğru. İnsan kalabalıkta bile yapayalnız hissedebiliyor bazen. Yazar bunu öyle doğal bir yerden söylüyor ki okurken hem içim burkuldu hem de ben de böyle hissetmiştim dedim. Kısacası arkadaşlar bu kitabı okurken kendimi hem bir hikayenin içinde hem de kendi hayatımın kenarında buldum. Yazarın dili çok tanıdık çok sahici insanın içine ince ince işliyor. Bazen güldürüyor bazen sertçe çarpıyor bazen de sadece durup düşündürüyor.
İçtenlikle söylüyorum
Bu kitabı mutlaka okuyun.
Kendinizi geçmişinizi yalnızlığınızı büyüme sancılarınızı bir daha yoklarsınız. Belki unuttuğunuz bir cümleye bir anıya ya da hala içinizde taşıdığınız bir sızıya denk gelirsiniz. Ve yazara gerçekten teşekkür etmek gerek. Bu kadar insanın içine dokunan bu kadar sade ama etkisi derin bir kitap yazdığı için