·360 syf.····Okunma: 10 Kasım 2025 00:00 Türk edebiyatında hikâye deyince akla gelen ilk isimlerden biridir Refik Halid. Gurbet Hikâyeleri de Memleket Hikâyeleri ile birlikte yazarın en meşhur eserlerindendir. Memleket Hikâyeleri’ni geçen sene okumuştum. Gurbet Hikâyeleri’nin içindeki birçok hikâyeyi biliyor olsam da baştan sona bir arada okumak, tekrar hatırlamak istedim. Kitapta toplam 17 hikâye var. Hikâyeler haricinde kitapta bir de ‘‘Yeraltında Dünya Var’’ isimli roman bulunuyor. Başta neden hikâyelerle birlikte bu roman basılmış acaba diye araştırdım, net bir şey bulamadım. Romanı okuyunca nedenini anladım.
Refik Halid’in ömrü sürgünlerle geçmiş. Sürgüne gittiği yerleri gözlemci gerçekçi bir üslupla hikâye etmiş, eserlerinde bu gittiği yerleri ve buralardaki insanları anlatmış. Memleket Hikâyeleri’nde yurt içindeki sürgününden izler bulunurken Gurbet Hikâyeleri’nde ise Arabistan coğrafyasındaki sürgününden izler okuyoruz. Genellikle Suriye ve Lübnan dolaylarında geçen bu hikâyelerde bazen Avrupalıları bazen de Arapları görüyoruz. Yine çöllerde yaşayan Araplar olan Bedevilere de sık sık rastlıyoruz.
Refik Halid, ‘‘Yüz Ellilikler’’ olarak adlandırılan sürgünlerden biriydi. Kurtuluş Savaşı sonrası düşman iş birlikçisi olarak görülen 150 Türk vatandaşı, vatandaşlıktan çıkarılmış ve sürgün edilmişti. Bu yasa, 1938’de kaldırıldı ve Refik Halid yurda döndü. Sert üslubu ve mizahi yönüyle zaman zaman başına iş açsa da düşüncelerini dile getirmekten sakınmayan Refik Halid, sürgünde de yazmaya devam etti. 1922-1938 yılları arasında Halep ve Beyrut’ta kalan Refik Halid, Gurbet Hikâyeleri’ne konu olan olayları da buralarda edindiği izlenimler neticesinde yazdı.
Bu izlenimlere dayanarak yazdığı hikâyelerin hatıra özelliği de taşıdığı söylenebilir. Nitekim kendisi de yurda döndükten sonra Gurbet Hatıraları başlığıyla bir dizi yazı yazmış, sonrasında bu yazıları Gurbet Hikâyeleri başlığıyla yazmaya devam etmiştir. Hikâyelerin bir kısmında Halep, diğer kısmında ise Şişli notu vardır. Hikâyelerin yazıldığı yıllara baktığımız zaman bir kısmının sürgünde, diğer kısmının ise yurda döndükten sonra İstanbul’da yazıldığı anlaşılmaktadır.
Refik Halid, Türkçeyi en iyi kullanan yazarlardan biri olarak bilinir. Hikâyelerde zaman zaman Arapça, Farsça kelimeler kullansa da dönemi düşünüldüğünde gayet temiz bir Türkçesi olduğu söylenebilir. Dili akıcı, anlatımı canlı, tasvirleri gerçekçi bir gözlemciliğe dayanır. Zaman zaman diyalogları da etkili bir şekilde kullanır. Bazı hikâyelerinde verdiği detaylar yüzünüzü buruşturup midenizi bulandıracak kadar gerçekçidir. Özellikle ‘‘Yara’’ ve ‘‘Dişçi’’ hikâyeleri buna örnektir. Bazı hikâyeler ise oldukça hüzünlüdür. Bu hikâyeler içerisinde özellikle ‘‘Gözyaşı’’ beni oldukça etkileyen bir hikâye oldu. Yine ‘‘Köpek’’ ve ‘‘Eskici’’ hüzünlü hikâyelerdendi.
Bu hikâyeler dışında ‘‘Antikacı’’ ve ‘‘Lavrens’’ gibi İngiliz casuslarından bahsedilen hikâyeler de var. Arap coğrafyasındaki casusluk faaliyetlerini de gözlemleyen Refik Halid, bunu hikâyelerinde ustaca işlemiş.
Özetle bu hikâyelerde Arap coğrafyasının kültürünü ve geleneklerini, gurbette olan insanların vatan hasretini, Bedevileri ve onların yaşayışlarını, casus Avrupalıları, gurbet ellerde hayatta kalmaya çalışan garibanları görüyorsunuz.
Hikâyelerin bitmesiyle ‘‘Yeraltında Dünya Var’’ romanı başlıyor. Aslında bu roman, başlı başına bir kitap olarak basılabilirmiş. Bu roman 250 küsur sayfa bir hacme sahip. Romanın içeriğine girmek istemiyorum. Roman oldukça farklı bir olay örgüsüne sahip ve okurken her an sizi şaşırtabiliyor. Roman hakkında ne desem tat kaçırma ihtimali bulunuyor. Başta, neden hikâyelerle birlikte bu romanı da basmışlar, okuyunca anladığımı söylemiştim. Onu açıklamak isterim tabii. Bu roman da hikâyeler gibi gurbette geçiyor. Hikâyelerde olduğu gibi romanda da aynı coğrafyayı görüyoruz. Roman, Şam-Beyrut arasında bir çiftlikte geçen hikâyesi ile tematik olarak Gurbet Hikâyeleri ile örtüşüyor. Roman, bahsi geçen mevkide bulunan Ferhan Çiftliği’nde geçen birtakım olaylar üzerine kurulu. Çiftliğin sahibi Nebil ise romanın başkahramanı. Kendisine miras kalan bu çiftlikte, vatanından uzakta yaşayan Nebil’in sıradan başlayan ama pek de sıradan devam etmeyen macerasını okuyoruz. Yer yer polisiye yer yer aşk romanı havasında ilerleyen romanda merak unsuru sona kadar canlı tutulmuş. Ben romanı epey merak ederek okudum. Dil ve üslup oldukça akıcıydı. Romanda hiç tahmin edemediğim iki büyük sürpriz yaşandı. Açıkçası dönem romanları düşünülürse Refik Halid’in bu zeki kurgusu epey hoşuma gitti. Yazarın farklı bir şeyler yapmak, roman kurgusuna yeni bir soluk getirmek istediği çok belli. Romanın sonunda aklımda bazı soru işaretleri kalmış olsa da romanı çok beğendiğimi söylemeliyim.
Romanı yapı olarak Peyami Safa’nın Bir Tereddüdün Romanı’na benzettiğimi de eklemek isterim. Daha fazlasını söyleyip tat kaçırmak istemiyorum ama bunu da söylemeden geçmek istemedim. Hem hikâyeler hem de roman tavsiyemdir.