Her gün aynı şeyleri yapmaktan, aynı yollardan geçmekten, başkalarının sizden beklediği o "normal" insan rolünü oynamaktan hiç yoruldunuz mu? Hayatınızın mükemmel göründüğü ama içinizde bir şeylerin eksik olduğunu, ruhunuzun yavaş yavaş zehirlendiğini hissettiğiniz anlar oldu mu? İçinizde bir ses usulca sorar: "Ben bunun için mi varım?" Ama o sese kulak asmazsınız. Çünkü etrafınızdaki herkes gibi "normal" olanın bu olduğuna kendinizi inandırırsınız.
Paulo Coelho'nun Veronika Ölmeye Karar Verdi kitabı, tam da bu sahte normalliğin ortasına düşen bir çığlık gibidir. Hikâye, hayatında her şeye sahip görünen ama içindeki boşluğa daha fazla dayanamadığı için ölmeye karar veren Veronika ile başlar. Başarılı bir işi, iyi bir ailesi, güzelliği vardır; kısacası, toplumun "ideal hayat" dediği her şeye sahiptir. Ama bir şey eksiktir: yaşama sevinci. Bu tanıdık boşluk hissi, kitabı okurken daha ilk sayfalardan itibaren insanın boğazına bir yumru oturtur.
Veronika, başarısız intihar girişiminin ardından Villete adında bir akıl hastanesinde uyanır. Ve bir doktor, ona hayatının en acımasız ve aynı zamanda en özgürleştirici cümlesini kurar: "Kalbiniz hasar gördü. Yaşamak için en fazla bir haftanız var."
Bu, kitabın ve okurun kendine sorduğu en temel soruyu ateşler: Eğer bir haftan kaldığını bilsen, bugünü nasıl yaşardın?
Veronika için cevap ilk başta öfkedir. Ama sonra bir şey değişir. Artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştır. "Normal" olmak, başkalarını memnun etmek, beklentilere uymak zorunda değildir. Bir hafta sonra ölecekse, o hâlde istediği her şeyi yapabilir. İşte tam o an, Veronika ölmekten vazgeçip gerçekten yaşamaya başlar.
Kitabın en vurucu yanı, Coelho'nun "delilik" kavramını yeniden tanımlamasıdır. Villete, bir akıl hastanesi değil, toplumun "normal" kalıplarından firar etmiş ruhların sığınağıdır. Buradaki "deliler", aslında hayatın tekdüzeliğine isyan etme cesaretini göstermiş kişilerdir. Tıpkı başarılı bir avukatken her şeyi bırakıp kendini oraya kapatan Mari gibi. Mari, kurallar ve beklentilerle örülü hayatında kendi iradesini kaybettiğini fark etmiştir. Villete'de ise ilk defa özgürdür, çünkü kimsenin ondan bir beklentisi yoktur. Bu noktada anlarız ki belki de "delilik", toplumun dayattığı "böyle olmalısın" baskısından kurtulma cesaretinin diğer adıdır.
Unutamadığım bir sahnede Veronika, yıllardır dokunmadığı piyanonun başına geçer. Ama bu defa "doğru" notalara basmaya, "güzel" çalmaya çalışmaz. Sadece içinden geleni, öfkesini, tutkusunu, hayal kırıklığını notalara döker. Ortaya çıkan şey, notaların isyanı gibidir: uyumsuz, kaotik ama sonuna kadar dürüst bir müzik. Ve Veronika, o an hayatında ilk kez "derin bir huzur" hisseder. Bu sahne, okura kendi korkularını hatırlatır: Kaç kez "insanlar ne der?" diye endişelendik? Kaç kez kendi istediğimizi değil de "beğenilecek olanı" yaptık?
Kitabı bitirdiğimde, bir şeylerin kökten değişmesi gerektiğini anladım. Bastırılan tutkulara, ertelenen hayallere bir şans vermenin zamanı gelmişti. Çevremizdekilerin buna "çılgınlık" demesi artık anlamını yitirmişti. Çünkü Veronika'nın hikâyesi, o en basit gerçeği yüzümüze vurmuştu: Eğer gerçekten yaşamıyorsan, kaç yıl yaşadığının ne önemi var?
Eğer rutin hayat sizi boğuyorsa, kendinize sık sık "hayat bu mu?" diye soruyorsanız ve toplumun "normal" kalıplarına uymaktan yorulduysanız bu kitabı okuyun.
Bu kitap, size karmaşık felsefeler sunmaz. Ancak bazen hayatınızı değiştiren şey, doğru zamanda kulağınıza fısıldanan basit bir sorudur:
"Eğer bir haftan kaldığını bilseydin, bugün ne yapardın?"
Ve bir sonraki soru:
"Öyleyse neden şimdi yapmıyorsun?"
Çünkü Veronika'nın öğrendiği gibi, yaşamak için ölümün kapıyı çalmasını beklemeye gerek yoktur. Okuyun. Belki siz de kendi hayatınızın "deli"si olmaya karar verirsiniz. En güzel anlamıyla.
Not: Paulo Coelho, gençliğinde ailesi tarafından "sanatçı olma" hayali bir delilik olarak görüldüğü için üç kez akıl hastanesine yatırılmıştır. Belki de bu kitap, Coelho'nun sadece Veronika'ya değil, kendi geçmişine ve içindeki "deli" denilen o çocuğa yazdığı bir cesaret mektubudur. Sanırım hepimizin böyle bir mektuba ihtiyacı var.