Başlangıç için Ütopya kelimesinin ne anlama geldiğini kavramak gerekliliği Güneş Ülkesi kitabının çevirmeni Çiğdem Dürüşken'i de dikkat çekmeye yöneltmiş. Çünkü sanıyorum ütopya denilince akla komünal yaşamla birlikte komünizm ya da sosyalizm gibi ideolojiler geliyor hemen. Bu ideolojilerdeki anasırlar ütopik bir düşüncenin birçok yerinde kendini gösteriyor. Haliyle içinde bulunduğumuz eğitim sistemi, politik, medyatik söylemlerin manipüle etme gücü çoğu kişiyi bu ideolojilerin ütopya kelimesinin karşılığı olduğu inancına götürüyor. Aslında Güneş Ülkesi kitabı için de bu tür yorumlar yok değil. Bu da çevirmenin bu tanıma başvurmuş olmasına rağmen düşüncelerde pek bir şey değişmediğini ya da çevirmen notlarının okunmadığını gösterebiliyor. Öyleyse ütopya nedir ona bakalım ve Çiğdem Dürüşken'e kulak verelim. Sunuş kısmında çevirmen Ütopya için:
"Thomas Morus'un Yunanca’dan, yarattığı ve Yok-ülke anlamına gelen bu sözcük, yaşadığı toplumun yoz düzenini düşüncesinde ve davranışında yeni baştan yaratmak isteyen her düşünürün, her edebiyatçının sığındığı bir zihin ülkesi değil mi? (s.9)"
Bu tanımla birlikte Campanella'nın yaşadığı 16. ve 17. yüzyıldaki Batı'nın Hıristiyanlık öğretileri ve kurumlarındaki yozlaşmaya, bir karşı yaşam ve dünya biçimi sunmadır Güneş Ülkesi. Ve en önemlisi Campanella'nın Güneş Ülkesi bir Hıristiyan ülkesidir. Bunun dikkatine vararak kitabın geri kalanındaki devlet yönetimi, insanların yaşayış biçimleri ve inançlarını sergileme biçimlerine yorum getirilmelidir. Ütopik bir devlet olarak en güzel yaşam biçimi olmalıdır anlayışını düşünmekten uzak kalmak gerekir. Zira büyük bir gerçek de kültür ve inan farklılıklarının olmasıdır.
Campanella'nın yaşadığı onca engizisyon işkencelerine ve hapsedilmelerine karşı Güneş Ülkesi'nin Hıristiyan bir ülke olması onun dinin kendisini değil, yöneticilerini ve bunların metotlarını eleştirdiğini gösterir bize. Buradan dinin kendisine karşı bir tavır alınmadığı görülür. Kendinden bir asır kadar önce yaşamış ve Katolik Kilisesi'ne karşı tavır alarak uygulamaların, metotların yanlışlığını; doksan beş maddelik bildirisini kilise kapısına çivileyerek anlatan ve Katoliklere karşı Protestanlığın doğuşunu sağlayan Martin Luther gibi bir yol çizer Campanella ya da Campanella'nın yaşadığı dönem olan 17. yüzyılın tam da Aydınlanma Çağı'na denk gelmesi ve Klasik Yönetim Teorisi'nin ortaya çıkmaya başladığı bir dönemde bu teorilerin getirdiği cesareti ve desteği de düşünürsek Campanella şanslı bir dönemde yazmıştır kitabını. Giordano Bruno'nun engizisyonda geçirdiği yıllar ile karşılaştırılan Campanella Bruno'ya göre bayağı şanslı bir dönemde yazmıştır Ütopyasını.
Thoma Campanella, Aristoteles karşıtlığını savunan yani doğru bilgiye zihinle ulaşabilme karşıtlığını savunan Telesio yolundan giderek bilginin duyularla elde edilebileceği düşüncesine sıkı sıkıya sarılır. Böylece Doğa'nın kendisine yüzünü çevirerek ütopyasını buna göre şekillendirir. Kitapta da sık sık göreceğimiz üzere insan eliyle ortaya çıkarılan ve kanun halinde kabul edilen şeylere değil, insanın en doğal, doğa içerisinde en çıplak olduğu haline başvurarak bir ülke oluşturur ki bu ülkede en çok dikkat çeken şey astrolojidir. Tüm yaşam yıldızlardan edindikleri bilgilere göre şekillendirilir. Kitabın ismindeki Güneş de antik dönemden beri tanrılaştırılan, kutsal sayılan bir sembol olmasından ötürü kullanılmış, Güneş Ülkesi'nin en üst düzey yöneticisine (kitapta "Sol") isim olarak verilmiştir. Bu yöneticinin altındaki üst yöneticilere ise Pon, Sin, Mor yani Güç, Bilgelik ve Sevgi adları verilir. Bunlar ülkedeki tüm işleyişten sorumludurlar, her konuda bilgi sahibi olurlar ama asla Sol kadar yani Güneş kadar bilgiye erişemezler. Güneş onların bir çeşit Tanrı-Kral'ıdır. Bu kimseyi yanıltmasın ama Tanrı-Kral benzetmesi onun yeri değiştirilemez anlamına gelmemektedir. O ölünce, ta çocukluğundan itibaren eğitime alınanlardan biri otuz beş yaşına geldiğinde onun gibi bir rahip olabilir. Buradaki Güneş (Sol) Hıristiyanlıktaki Papa seçimleri gibidir. Buna rağmen kitapta bu kişiye eleştiri getirmemek elde değildir.
Güneş Ülkesinin fiziki yapılanması da, ülkenin inançlarının görünüşü de Güneş temellidir. Bu ülkenin başrahibi zaten Güneş(Sol) diye anılmakla birlikte, ülke teokratik bir yönetimle idare edildiği için günün dört vakti edilen dualar güneşin konumlarına göredir. Her vatandaşın Güneş'ten geldiğine inanıldığı gibi ölüm karşısında da yakma eylemi vardır. Burada suyun da güneş aracılığı ile oluşturulduğu savunulur. Hava ise kirli bir unsurdur Campanella için. Buradan hareketle Güneş'in tapınılan bir nesne ya da düşünce olduğu izlenimi doğsa da kitapta da özellikle belirtildiği gibi Güneş'e tapmaktan ziyade ona yücelik bahşedilir sadece. Hıristiyanlığın tanrısına inanılır ve Mesih kabul edilir Güneş Ülkesi'nde. Kitapta paganizme karşı olunduğunu belirten kimi uygulamalardan söz etse de yazar, okuyucusunda paganizmin yerleşik bir inanç halinde olduğu düşüncesini doğurtmaktan kurtulamaz bence. Semavi bir tanrı ve onun elçisine olan inanç bahsedilse de buna ister paganizm diyelim ister panteizm diyelim Hıristiyanlığın karşıt olduğu bir inanç sistemi vardır Güneş Ülkesi'nde.
Kitapla ilgili eleştirilere adım atmışken gerisini de söyleyeyim o halde. Güneş ülkesi eşitliği savunan cümlelere sahip olduğu kadar eşitsizliğin de kurallara bağlı, yasalara bağlı bir yeri olduğunu anlattığı sayfalara sahiptir. 65.sayfada hizmetkarların varlığından bahsediliyor ama vatandaşların tümünün eşit olduğu savunuluyor. Hatta hizmetkarların dövüldüğü bile anlatılıyor bu kısımda. Savaş esirleri olarak alındığını düşünsek dahi bu hizmetkarların, kitabın yine farklı bir yerinde, savaştıkları ülkelerin vatandaşlarına karşı bunun tersi yaklaşımlar olduğu gösteriliyor.
Kitapta Güneş Ülkesi dışında yaşayanların alanlarında uzmanlaşmış kişilerce yönetilen kurumlara sahip ülkeler olduğu ve bunun yanlış olduğu savunuluyor. Buna karşın Güneş Ülkeliler belli bir alanda değil birçok alanda eğitim alıp gelişirler diyor ama kitabın ilerleyen sayfalarında Güneş Ülkeliler de alanlarında uzmanlaşmış, her uzmanın kendi alanında kaldığı bir yönetim biçiminden bahsediliyor.
Güneş Ülkeliler'in kıyafetleri üst yöneticilerce belirleniyor ve yılın farklı zamanları için farklı şekillerde toplamda dört tip kıyafet giydiriliyor insanlara. Bu durum tektipleştirilmiş bir toplum modeli ortaya çıkarıyor.
Güneş Ülkesi'nde tüm bilimlerin öğrenilmesi teşvik edilmesine rağmen bu bilimler öğrenilse dahi Tanrı ilkelerine bağlı kalındığından bilimlerin geçerliliği kalmıyor. Bilimler burada öğrenilmiş olunsa dahi Güneş'in verdiği kararlarca önemsiz olabiliyor.
Aristoteles eleştirisi yapılırken bireylerin bu düşünürün yolundan gidildiğinde cahil, atıl, beceriksiz bireyler ortaya çıkacağı söyleniyor ama bu yaklaşım Aristoteles'e olan düşmanca bir yaklaşım görünümünden öteye gidemeyen bir ifade biçimine sahip, Karalamak gibi duruyor.
Hizmetkarların varlığı ve onların emirlere, sahiplerinin emirlerine uyma zorunluğu bu ülkede köleliğin olduğunu gösteriyor.
Derslerinde başarı sağlayan öğrencilere, bireylerden farklı olarak daha zengin yemeklere erişebilen yöneticiler tarafından jest yapılıyor. Bu öğrencilere başarılarından ötürü daha fazla yemek veriliyor. Güneş Ülkesi'nin hırstan uzak gönüllü ve istekli olduğunu söylediği bireyleri bu uygulamalar ile çocuklarda; kıskançlık, hırs, düşmanlık, rekabet, komplo kurma, entrika, yalan söyleme, iftira atma eğilimlerinin doğacağını hesap etmiyor.
Diğer ülkeler ile olan savaşların çıkarılmasında değil ama savaş sonundaki yaklaşımları ile emperyal bir devlet izlenimi uyandırıyor Güneş Ülkesi. Ele geçirilen ülkelerin kültürleri yok ediliyor, kurumları el değiştiriyor, gelenek ve görenekleri diğer ülkelere empoze ediliyor.
Güneş Ülkesi'nin astroloji ile yönetilmesi, Hıristiyanlıkta olmayan tanrılara adaklar adanması, saygılar sunulması Hıristiyanlığa bir tepki olarak yeni bir Hıristiyan ülkesi olmasını anlamsızlaştırıyor. Ayrıca İslam peygamberi hakkında yasa koyucu olduğundan dolayı sevilmemesi ve kötü tanıtılmasına karşın Sezar, İskender, Hannibal gibi liderlerin Muhammed'den üstün görülmesi hem ırkçılığa doğru bir yoldur hem de inandıkları tanrı öğretilerine hala bağnazca tutunduklarını gösteren bir düşüncedir..
Gelelim en kötü inanışlarına. Kadınlar ve konumları. Güneş Ülkesi gibi mükemmel bir ülkede kadınlar ikinci sınıftır. Kocalrına bağımlıdırlar. Basit işler temelde onlarındır ama askerlik gibi işlerde de bulundurulurlar. Cinsel obje olarak görülürler. Arzuları yoktur. Tercihleri yoktur. Onlara ne söylendiyse yapmak zorundadırlar. Kiminle evleneceklerine başkaları karar verir, Nasıl sevişmeleri gerektiğini başkaları belirler. Yılın hangi zamanında sevişilecek başkaları karar verir. Kadınlar sevdikleri ile birleşemezler ki sevdikleri olamaz. Çünkü kimin kimle evleneceği sistem tarafından belirlenir. Şişman kadınlar zayıf erkeklerle evlenecektir mesela...
Güneş Ülkesi ütopya bakımından kriterleri karşılayan bir kitap olmasına rağmen kendi çağıyla dahi değerlendirilse birçok yanlış uygulama ve inancın sürdüğünü söyleyebiliriz. Görünürde teokrasiden ayrılmayan bir devlet olan Güneş Ülkesi sadece uygulamalarda değişikliklere gitmiştir. Bu yazının başında adını andığım Martin Luther'in yaptığı gibi. Luther de sadece Katolik Kilisesi'nin uygulamalarını beğenmemiş, özünde yine bağnazlığa bağlı kalmıştır.
Güneş Ülkesi yönetim biçimi olarak yeni bir şey sunmaz bize. Devlet kitabında Platon en ideal yönetim biçimini Aristokrasi olarak görür. Campanella ise Teokrasiye bağlı kalır. Aristoteles'in akılcılığına karşıt olarak yazılmış bir doğaya bağlı kalma, duyulara bağlı kalma kitabıdır fakat akılcılığı eleştirirken argümanlarında yetersizdir. Güneş Ülkesi'ndeki bir kadının hayatında hiçbir değişiklik olmaz. O yine insan yerine konurken tekrar düşünülen bir cinstir. Vatandaşlarına ekonomik refahlık sağlar Güneş Ülkesi. Eğitimi üst seviyeye çıkarır. Ezbere dayalı sistemi terk eder, yaşam boyu öğrenme modelini savunur ama hiyerarşinin getirdiği zorlukları da bireylerine yaşatır.
Aydınlanma çağının ilk özgür düşüncelerle yazılan kitabıdır belki de Güneş Ülkesi. Dominikan Tarikatına bağlı müritlerin el emeğidir. Ayrıca bu tarikat hem engizisyon yöntemlerini savunan bir tarikattır hem de aydınlanmanın yolunu gösteren bir tarikattır. Güneş Ülkesi böyle bir inancın meyvesidir.