Puan vermedi·400 syf.····Okunma: 15 Kasım 2025 10:40 Bu kitap, eski Türk sinemasının o hüzünlü ve tanıdık sahnelerini anımsatıyor bizlere. Karşımızda kötü bir kaynana diğer yanda ise kendinden gayrı herkesi düşünen, zayıflığıyla acınası hale gelmişken bile başkalarına şefkat gösteren edilgen bir gelin duruyor. Bir de kimden bir tutam sevgi görse hemen oraya meyleden, annesinin varlığını çabucak unutan küçük bir figür var.
Ve Mazhar... Bir heves uğruna taktığı yüzüğün esaretini karısına yaşatan bu adam, eşinin annesi tarafından ezildiğini pekâlâ bildiği halde sırtını çeviriyor. Şikâyetleri mi? Karısının "niçin bu kadar yorgun", "neden kendine çeki düzen vermiyor", "neden yüzü gülmüyor" olması. Annesi Hacer'i, sırf makyaj yaptı diye "bayağı kadınlara" benzeten ama nihayetinde bir meyhanede bulduğu sıradan bir kadın için karısını boşayan o 'koca yürekli' Mazhar.
Ne yazık ki, bugün bile Mazhar' toplumumuzun gölgelerinde yaşamaktadır. Onların nesli tükenmiş değil, dostlar!
Peki, bu romanın kurbanlar tablosunda kim haklı, kim suçludur?
Kitabı merhametle okuduğumuzda, Nazan en masum, en mağdur olandır. Fakat bu durumu hayatın soğuk gerçekliğine vurduğumuzda ne görürüz?
Hayat rüzgârının sürüklediği yere giden, çocuğunu bile koruyamayan bu figür, yalnızca saf ya da iyi olarak nitelenebilir mi? Başkaları kırılmasın diye harcanan bir ömürde, kendimize yaptığımız haksızlığın hesabı sorulmayacak mıdır? Elbette erdemli olalım; ancak bu erdem, kendi varlığımızın hakkını yok saymak anlamına gelmemeli. Sorumluluğumuzdaki evladımızın geleceğine, kendi edilgenliğimizle gölge düşürmemeliyiz. Nazan’ın kendine bile değer atfetmezken başkalarından kıymet görmeyi beklemesi, acemi bir hayal kırıklığıdır.
Hayat, iyi niyetin her zaman kazandığı bir masal değildir. Çünkü iyi insan olmak ile ahmaklık arasındaki çizgi, bir bıçak sırtı kadar incedir. İyi olun, ama o ince çizginin yanlış tarafına geçmekten sakının.
Peki Kitaptaki Olaylar Neden Yaşanıyor?
Kitaptaki Olay İle Gerçekteki Olayların Bağlantısı Nedir?
Mazhar'a : O, Nazan'ı sevemezdi. Zira onun zihnindeki kadın imajı, annesi gibi kendini ezdirmeyen, otoriter ve gösterişli o 'bayağı' olarak addedilen tipti. Saflık ve fedakâr iyilik onun mizacında yer bulamazdı. Aslında Mazhar, kendine yakışanı buldu. (Ancak bu yeni kadının da Mazhar'a bir ders vermesini, Mazhar'ın tamamen cezasız kalmamasını isterdim.)
Mazhar gibisine dilenci olacak kadar düşmüşken, sırf "hatıra kalsın" diye yüzüğü saklayan Nazan değil; öldüğünden sadece üç ay sonra kendine yeni bir kapı açan kadın, daha uygundu. Zira Mazhar asla koşulsuz bir sevgiyle sarılıp sarmalanmamış, seviliyormuş gibi yapılarak büyütülen biriydi.
Kaynana: Gelinini sevmiyordu çünkü ona baktığında, kendi hayatındaki aciz kaldığı anları hatırlıyordu. O, gelinden değil, kendi geçmişindeki zayıflıktan nefret ediyordu. Sevmek nedir bilmediği için kimseyi sevemezdi; insan, bilmediği duygu ve davranışlardan kaçar. Hiç ssevilmemiş birine sevgi gösterirseniz sevgi ondan bir beden büyük kalır bir türlü tam oturmaz
Oğlunun sonraki eşini ise hemen sevdi; çünkü o da tıpkı kendisi gibiydi: gezen, bayağı,çenebaz bir kadındı. "Gelin kaynana toprağına çeker" sözü burada doğrulanır. Erkekler, beynin güvenli alan saydığı, annelerine benzeyen duygusal şemaları taşıyan kadınları seçer. Kaynana da kendi gibi bir gelin sever.
Sonuç: Kader biraz da böyle bir döngüdür. Kötü biri isek, hayatımıza ister istemez bize benzeyen insanları çekeriz. Biz başkalarına çektiririz; çevremize topladığımız ve yetiştirdiğimiz çocuklarımız da bize çektirir. Psikolojik olarak, insan her zaman alıştığı bölgeyi,duygulrı seçmeye meyillidir.
Hayatımıza güzellikler çekmek için iyi insan olalım, ama bu hayatta tek bir hayatımız olduğunu ve kendimizden de sorumlu olduğumuzu asla unutmayalım.