Dert insana daima yol gösterir. Her kötü deneyim diğer elinde bir dersle, hediye ile gelir. Ama biz acıya o kadar odaklanırız ki dersi de görmeyiz, hediyeyi de.. Her sonuç ya da deneyim, onu algılama ve yorumlama kabiliyetine göre değişir. Burada mesele senin algı kabiliyetindedir, yorum yapabilme becerindedir, değerlendirmeyi yapan yüreğinin gücündedir.
İnsan eylem halindeyse, bir şeyler yapabilmenin peşindeyse, öğrenmek, çalışmak, gelişmek için çabalıyorsa her yıl yaş alır, gelişir ve büyür. Tecrübesi, bilgisi, becerileri gelişiyordur. Böylece hayatı anlamlandırma, hayattan tat alma becerisi gelişir ve ölümle ilişkisi de değişir. Yaş alarak büyüyen ve hayattan daha büyük tatlar almayı keşfeden insanın ölümle sorunu olmaz bu nedenle ölmekten de korkmaz. İnsan kendini eksik ve yoksun hissetmekten ziyade bu duygularının yok olması için çabalamalıdır çünkü eksiklik zannettiğin şey belki de asıl gücündür. Kendini güvensiz hissettiğin her şey senin en büyük yeteneğini ve gücünü ifade edebilir. Eksiklikleri, kusurları, engelleri ve gücü avantaja dönüştürmeye yönelik bir algıyla hayata devam edersen ne yenmek zorunda kaldığın rakiplerin olur ne de kazanman gereken bir müsabaka, sadece hedefine yürüyor olursun sükûnetle.. Karamsar olmak zor değil, zor olan fırtınadan sonra gökkuşağı gibi gülümseyebilmektir. Duygularındaki olumlu değişim insanın kendisi için yapabileceği en büyük katkıdır. Bir gönül bile kırmayacaksın şu hayatta çünkü vicdan karanlık, dipsiz bir kuyudur, baş edemezsin onunla, hesaplaşamazsın içindeki uçurumla. Yunus Emre’nin de dediği gibi “Bir gönül kırdınsa şu kıldığın namaz, namaz değildir.” Aldığın nefes bile sinmez içine sonra. Başkasını mutlu etmeyi başaramamış bir insanın, kendini mutlu ederek hayatını anlamlandırması ve huzurlu olması pek de mümkün değildir. Sonuçta huzur, hiçbir gürültünün ya da zorluğun bulunmaması ya da sıkıntının olmadığı yer demek değildir. Huzur, bütün karmaşanın ve gürültünün içinde bile yüreğimizin sükûnet bulabilmesidir. Huzura açılan kapı sevgiyle anlam bulur. Sevgi, bir içe doğuş, içsel bir ilham, anlık bir kıvılcımla kendiliğinden alevlenen bir süreç değildir. Sevgi; bilgiyle, emekle, niyetle, bilinçle ortaya çıkar, daha doğrusu öğrenilir, gelişir ve büyür. Dolayısıyla insanın sevme becerisini kendi haline bırakmak doğru değildir. İnsan bu becerisi üzerinde bilinçli çalışmalı ve sevmeyi öğrenmenin bir yolunu bulmalıdır. Sevmek, tanımakla, öğrenmekle ve bilmekle de ilintilidir. Tanıdıkça, öğrendikçe, anlamak için emek ve zaman tanıdıkça sevmeyi öğrenirsin. Sevgiyle yürüdüğün yolda başarıyı da kazancı da tarif edebilirsin kendine. Kazanıp kazanmadığının, başarıp başarmadığının farkında olursun ve şuursuzca koşturup durmazsın. Kendini ve sevdiklerini hırpalamazsın bu süreçte çünkü sevginin olduğu yerde paylaşım, tecrübe, destek, güven, huzur ve istikrar vardır. Mevlana Celaleddin-i Rumi nin de dediği gibi: “Sevgi şifadır, sevgi güçtür, sevgi değişimin mührüdür.”
Hepimiz eksiliriz zaman zaman ama kaybetmeyiz aslında hiçbir şeyi. Kaybettiğimizi sandığımız her şey, başka suretlerdeki kazançlarımız olarak geri dönerler eninde sonunda. Hayatı anlamlı kılan her değer, aslında küçük anların ve günlük mücadelelerin içinde saklıdır. Bu nedenle yaşadığımız her anın kadrini ve kıymetini bilmemiz dileğiyle..