Kitabı elime aldığım andan beri kitap okuyor gibi değilde film izliyor gibi hissettim. Yazar bambaşka olay ve karakterleri öyle güzel bir araya getiriyor ki zevkle okumaktan başka bir şey yapamıyor insan. Kitap iyilik ve kötülük arasında savruluyor. Okuyucunun kendisini sorgulamasına sebep oluyor. Yazar kötülüğün doğuştan gelen bir mecburiyet mi yoksa irademizle tercih ettiğimiz bir yol mu olduğunu sorgulatıyor bize. Ben şöyle düşünüyorum elbette doğduğumuz ve büyüdüğümüz ortam karakterimizi ve tercihlerlerimizi çok etkiliyor ama bunların arkasına sığınarak irademizi yok sayamayız. Bir yerde onların üzerimizdeki etkilerini geri plana atabilmeyi ve iyiliği seçebilmeyi başarmalıyız. Yazarın kitaplarında hep hayatın merkezinden konular seçmesi de çok güzel. Sonuç olarak gazap üzümleri kadar etkileyemedi beni ama büyük bir zevkle okudum.
Karşımıza hep iyiliği tercih eden insanların çıkması dileğiyle…