Okurken, karşımızda oturmuş hayatın sillesini yemiş bir kadının içinde biriken irinini yaşadıklarını anlatarak akıtmasına şahit olduğumuz ve bunu yaparken kadın olmanın zorluğunu bir kez daha iliklerimize kadar hissettiğimiz bir kitaptı. Olaylar kronolojik sıralama ile ilerlemiyordu ama sıralama öyle muntazamdı ki karşımızda gerçekten biri var ve olayları aklına geldikçe, anımsadıkça anlatıyor gibiydi. İnsan Şebnem’i sarsmak ve mağdur olmayı bırak hayatın senden beklediği o yönün, ilerleyince hiç şaşırmayacağı yolun tam tersine doğru koş artık diyesi geliyordu.
Dostluğun iyileştirici tarafını görmek çok güzeldi. Şundan eminim ki dışarıya karşı ne kadar dik durmaya çalışsak da karşımızda bizi her daim anlayacak ve yargılamayacak birinin olduğunu bilmek her ruha iyi geliyor. Bu kadar kötü şeyler yaşamış karamsar bir insanın bile içini umutla dolduracak kadar süprizli bir dünyada yaşadığımızı tekrar anlamak benim için heyecan vericiydi. Kitabın dili de çok güzeldi.
Son olarak dikkatimi çeken şey hiçbir insanın dışarıdan gördüğümüz gibi olmaması bunu defalarca fark etmemiz ama buna rağmen ısrarla ön yargılarda bulunmaya devam etmemiz.
Keyifli okumalar…