10/10
·138 syf.··
Beğendi
·
2025 38. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2025 14:55
Kitabın tamamen anarşizm hakkında olduğunu düşünmüştüm ama toplumun çoğu eksik yönüne özellikle feminizme gerçekten çok güzel vurgu yapmış. Direkt olarak feminizmi anlatan bir kitap olarak da sayılabilir. Çoğu yazarın değinmekten korktuğu onca konuya zevkle değinmiş. Bir anarşistin hayata bakışı bölümünde anarşizmi daha iyi tanıdım diyebilirim. Basitçe anlatmak gerekirse insanın kendi benliğini, yaratıcılığını ve düşüncelerinin yitirmesine sebep olanın; kurallar, toplumun tabuları, dini düşünceler (özellikle püritenizme çokça vurgu yapılmış) olduğunu öne sürmekte. Her toplumun bir çoğunluğu vardır ve herkes aynı şeye uymak, inanmak zorundadır. Bu çoğu kişi için daha kolay yaşanılabilir bir hayat demekken anarşizim bunun insanın özgürlüğünü, hür fikilerini elinden aldığını savunuyor. Aşk ve evliliğin birbirinden tamamen bağımsız şeyler olduğunu okuduğumda şaşırdım. İlk defa böyle bir düşünce biçimi görüyordum. Toplumumuzda kalıplaşmış ve asla eznilmemesi gerekilen bir gelenek olan evlilik bize göre aşık olduktan sonra yapılır. Elbette bu günümüz için geçerli bir durum. Hatta günümüzde de tıpkı geçmişte olduğu gibi buna uymayan durumlar var. Geçmişte aileler kızlarını para karşılığında evlendirirdi, bu aşktan sevgiden tamamen uzaktı. Yazar bu durumun fuhuştan farksız olmadığını söylüyor. Gerçekten de öyle. Evlilik kadın ve erkeğin ilişkisini 'sağlam' tutmak ve kadının cinselliğini sadece evli adama ait kılmaktı. Duygudan bağımsız bir şekilde kadını pazarlamak değil miydi yani? Hiç tanımadığı, sevmediği birine? Kızlar her zaman evliliğin asıl amaç ve başarı olduğu bilinciyle yetiştirilirken erkeklerde bu görülmüyor ve erkeklerin kolayca iş hayatına atıldığını izliyoruz. Kızlar işe girdiklerinde bile evlenince bunu bırakıyorlardı çünkü iş hayatı onların temel gayesi değildi. Evlenerek hatta evlenmek zorunda kalarak özgürlükleri kısıtlanıyor, hayatı yaşamadan ev işleri ve çocukları arasında sıkışıp kalıyorlardı. Psikolojileri bozulduğunda erkekler ise bu durumu kadınlar delidir diye yorumluyorlardı. Erkek evden uzaklaşıp genelevlere gidiyor ama toplum tarafından ayıplanmıyor, kadınlar erkeği eve bağlayamadı diye türlü dedikodulara konuk oluyordu. Evlilikteki tek amaç kadını erkeğe bağlı tutmaktı. Boşandıktan sonra fakir kadınlar, çocuklarımı nasıl büyüteceğim korkusuna kapılırken zengin kadınlar toplum benim hakkımda ne der diye diye düşüncelere kapılıyordu. Erkekler kadının yaşamına da, cinselliğine de sahip olmak istediler. Bunu da 'erkekliğin doğasında olan kıskançlığa' bağladılar. Kadını evden dışarı çıkarmadılar çünkü dışarıdaki gözler onun sahip olduğu şeyi göreceklerdi. Bu kıskançlığın doğada değil, kişilik meselesi olduğunu biliyoruz. Kadınlar ya istemedikleri evliliği yapıp çocuk doğurup mutsuz olacaktı ya da iş hayatına atılacaktı. İş hayatına atılmayı denediler ama sırf kadın olduklarındam dolayı çok fazla çalışmaları, yeterli miktarda para almalarına sebep olmadı. Cinselliklerini satmayı denediler. Püritenizme karşı geldiler. Aslında bunun evlilikten bir farkı yoktu. Çünkü zaten evilikler tanımadığın bir adamla para karşılığında ömür boyu cinselliğini satmak demekti. Günümüze bakıldığında iş hayatına atılmamız, oy kullanmamız gibi haklara sahip olsak da hâlâ kadınların özgür olmadığı aşikâr. Bu özgürlüğün gerçekleşmesi, ataerkil kafa yapısından tamamen kurtulmak, kadınların kendi seçimlerini yapabilmesini sağlamakla başlıyor.
1000Kitap
Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim DeğildirEmma Goldman · Agora Kitaplığı · 20061,711 okunma
·
53 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.