Yazarın kendi hayat hikâyesinden yola çıkarak kurguladığı bu girift anlatıyı okurken, önce basit bir olay örgüsüne sahip düz bir öyküyle karşı karşıya olduğunuzu düşünüyorsunuz. Ancak sayfalar ilerledikçe, her bölümün birbirine büyük bir keder ve ince bir çığlıkla bağlandığını fark ediyorsunuz. Hikâye çözüldükçe, çocukluk döneminde yaşadığımız; başkalarına sıradan görünen ama bizim içimizde asla kabuk bağlamayan yaraların yetişkinlik hayatımızı nasıl şekillendirdiğini açıkça görüyorsunuz. Üstelik bu etkiler yalnızca yetişkinlikte kalmıyor; partner seçimlerimizde ve ebeveynlik deneyimlerimizde de kendini belirgin bir şekilde gösteriyor.