Puan vermedi·172 syf.····Okunma: 16 Kasım 2025 17:40 Tolstoy’un Çocukluk eseri, okurken insanı kendi çocukluğunun en unutulmuş köşelerine geri götüren, yumuşak ama bir o kadar da sarsıcı bir anlatı. Bu kitapta sadece bir çocuğun büyüme hikâyesini değil, aynı zamanda insan olmanın ilk acılarını, ilk sevinçlerini ve ruhun ilk çatlaklarını görüyorsun.
Nikolay’ın dünyası, yetişkinlerin gürültülü karmaşasından uzak, duyguların çok daha yüksek sesle konuştuğu bir yer. En küçük kırgınlık bile ruhunda iz bırakıyor, küçük bir tebessüm bile içini ışıkla dolduruyor. Onun gözünden dünyaya bakarken, unutulmuş bir masumiyeti yeniden hatırlıyorsun.
Kitap boyunca en çok anne figürü insanın içine işliyor. Tolstoy, anne sevgisini öyle sıcak öyle saf bir dille anlatıyor ki, Nikolay’ın ona olan bağlılığında kendi içindeki o küçük çocuğu yakalıyorsun. Annesinin gülüşü neredeyse sayfadan taşıp insanın ruhuna dokunuyor.
Babasının daha uzak, daha karmaşık, bazen güven veren bazen de anlaşılmaz hali ise çocukluğun o tipik “büyüyememiş yetişkin” imgelerini hatırlatıyor. Nikolay’ın babasını anlamaya çalıştığı anlar, insanın hayatta ilk kez fark ettiği o garip duyguyu taşır: Sevdiğin insanlar sandığından çok daha kusurlu olabilir.
Tolstoy’un tasvir ettiği ev; hizmetliler, akrabalar, tuhaf davranışlar, açık hesaplaşmalar ve gizli kırgınlıklarla dolu küçük bir sahne gibi. Her karakter Nikolay’ın iç dünyasında bir renk bırakıyor. Bazısı sert, bazısı sıcak… Ama hiçbiri unutulacak gibi değil.
Eserin en güçlü yanı, çocuğun içindeki o hassas dalgalanmayı gerçek bir yetişkin berraklığıyla anlatması. Utanma, kıskançlık, hayranlık, öfke, huzur… Kitap boyunca duygular birbirine karışıyor ve Tolstoy seni adım adım Nikolay’ın kalbine götürüyor.
Bazı cümleler öyle içten ki insan kendi çocukluğundaki o ilk haksızlığı, ilk kırgınlığı ya da ilk gurur patlamasını yeniden yaşıyor.
Bu yüzden Çocukluk, sadece anlatılan bir hikâye değil; insanın kendi içindeki geçmişle yüzleşmesi gibi.
Sonunda, kapattığında şöyle bir duygu bırakıyor:
“Büyümek aslında bir şeyleri kaybetmekmiş.”
Ama aynı zamanda bu kayıpların, insanı insan yapan şeyler olduğunu da hissettiriyor.