Yirmi yedi yaşında epik fantastik türünde yazar olan Lucy kendini hiç alışkın olmadığı Londra'da çocukken annesinin dadılık görevini üstlendiği Felix'in şirketinde bir aydır çalışırken bulur. Annesi kızının artık insanlarla daha iyi iletişim kurması adına onu Londra'ya en güvendiği kişinin yanına göndermiştir ama Lucy resmi olmayan giyim tarzı, hayalperest halleriyle bu işe pek de uygun değildir. Bir kere kurtlar sofrası olan bu iş ortamında onun gibi saf yürekli birine ihtiyaç yoktur. Ama Felix ile aralarındaki çekime karşı koyamazlar. Babasıyla beş yıldır görüşmeyen milyarderimiz onun gibi hırslarına kurban gitmek ve insanlara karşı acımasız kişiliğe sahip olmak istemez bunun için çabalamaktadır ama gün gelir Lucy'yi şirketin sırlarını satmak suçuyla itham eder, ihanet ettiği gerekçesiyle sevgilisine en büyük haksızlığı yapar. Ve ayrılık kaçınılmaz olur. Acaba gerçekler gün yüzüne çıkacak mı?
Yazar kızımız sevdiceğine kavuşacak mı?
Erkek egemen toplum ve mobbing altında çalışma ortamının zor koşullarına değinen yazar, hayallerimize de sarılmanın güzelliğine vurgu yapıyor ve elbette Lucy'nin ailesiyle işlenen aile bağı teması insanın içini sıcacık yapıyor. Paraları çok olmasa da o küçük yuvalarında mutluluğu yakalamaya çalışmaları, minik Felix'e de kasabadan çıkasıya kadar kol kanat germeleri, aile babasının henüz Lucy yedi yaşında iken hayata pankreas kanseriyle gözlerini yumduğunda bile birbirlerine kenetlenmeleri ah duyguluydu. Keyifle okuduğum bir eserdi, yetişkin içerikli sayfalar var değinmek isterim. Kitapla kalın dostlarım.
#hayalperest
@olimposyayinlari
@herayokuyanlarkulubu
Kübra Kabakcı #birkelimelikitapokuyoruz
~
"İnsanlara güvenmek korkutucu gelebilir, Felix. Ama bu riski almazsan asla gerçekten mutlu olamazsın. Hayatı açık bir kalple yaşamalısın."
~
"Böyle olmak zorunda değil, Felix," dedim yumuşak bir sesle.
"Her şey illa ki stresli ve rekabet dolu olmak zorunda değil. Her an güçlü olmak zorunda değiliz."
~
"Şanslı değil miyiz?"
Henry'nin sıkça söylediği söz.
Henry bir bahçıvandı. Karısı Hetty ise dadım. Bu işlerin maaşı yüksek değildi ama Henry için başarı ya da mutluluk parayla ölçülemezdi. Ona göre mutluluk, kahkaha ile dolup taşan küçücük bir mutfakta, sevdiği insanlarla bir arada olmaktı.