Uzun Hikâye, bir çocuğun gözünden anne ve babasının hayatına dair öğrendiği ve gözlemlediği olayları anlatıyor. Ali ve Münire, kaçarak evlenmiş bir çift. Bu yüzden hayatları boyunca bir şehirden diğerine, bir kasabadan başka bir kasabaya uzanan tren yolculuklarıyla geçen bir yaşam sürüyorlar. Ali’nin kendine has bir duruşu ve güçlü bir adalet duygusu var. Haksızlığa sessiz kalamadığı için gittikleri her yerde bir şekilde yeni sorunlarla karşılaşıyorlar. Ancak Ali, yaşadığı tüm zorluklara rağmen doğrularından vazgeçmiyor. Onların peşinden kasaba kasaba gezerken aşklarına, mücadelelerine, hayal kırıklıklarına ve umutlarına tanıklık ediyoruz. Bir yandan aile olmanın anlamını okurken bir yandan da dönemin insanlarının yaşam şartlarını ve toplumsal yapısını yakından görme fırsatı buluyoruz.
Mustafa Kutlu’nun kalemiyle daha önce tanışmıştım ve bu kitapta da yine o sade, samimi anlatımıyla karşılaştım. Gösterişten uzak ama insanın içine dokunan bir dili var. Bu hikâyede de olaylardan çok insanların duygularına ve hayatın içindeki küçük ayrıntılara odaklanıyor. Belki de bu yüzden karakterlerle bağ kurmak benim için oldukça kolay oldu. Kitabın en sevdiğim yanı ise samimiyeti oldu. Yer yer hüzünlendiren, yer yer gülümseten, duygu dolu bir hikâyeydi. Kitabı bitirdiğimde keşke biraz daha uzun olsaydı diye düşündüm.Özellikle Ali ve Münire’nin aşklarına biraz daha tanıklık etmek güzel olabilirdi.
Benim için geride güzel duygular bırakan, sıcacık ve etkileyici bir okuma oldu. Mustafa Kutlu’nun kalemiyle henüz tanışmayanlara da gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.