Kendi yüklerimizi başkasının sırtına yüklememiz gerektiği mesajı veren bunu da özellikle aile ilişkileri üzerinden ele alan öykülerden oluşan güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Hatice Hanım'ın çoğu eserinden farklı bir çalışma olmuş. Akademik yazılarından daha çok her bir öyküsüyle aklımda yer edinecek.. Ama en çok gelincik çiçeği öyküsü.
Okurken çok etkilendim. Çoğu bölümünde gözyaşlarıma hakim olamadım. Ne kadar bizi anlatan.. ne kadar sarsıcı hikayeler..
İstifade edeni bol olsun.
Tohumu toprağa ekerseniz ve üzerini kapatırsanız o tohum filizlenip büyür ve alanı işgal etmeye başlar. Hele de o tohum zararlı bir bitkinin tohumu ve hızla çoğalan bitkilerdense artık size rahat yüzü görünmez. Artık her ne kadar görmemezlikten gelmeye çalışsanız da o bitkiler orada duruyordur ve size yaşam alanı bırakmamaya kararlıdır. Ya tâ en başından tohumu imha edecektiniz ya da o artık iş işten geçti o bitkilerle savaşacaksınız ya da o bitkiyi evcilleştirip yararlı bir bitki haline getireceksiniz.
İşte bilinçaltı da böyle bir şey. Bilinçaltı burada toprak oluyor, tohum da yaşadığımız ve bize acı veren anılar..
Kitapta birçok öykü var ve hemen hepsinin ortak yanı öyküdeki karakterlerin öncelikle yaşadıkları kötü anıları tohum gibi ekmesi ve bitkinin büyüdükten sonra da karakterlerde huzursuzluğa neden olması. Ama ne zaman ki karakterler bitkiyle savaşmaya karar veriyor işte o zaman iyileşme süreci başlıyor.
Bence kitabın vermek istediği mesaj da bu: bazı şeyleri her ne kadar görmemezlikten gelseniz onlar oradalar ve siz onlarla savaşmadan oradan gitmeyecekler ya da onlarla barışmadan size rahatsızlık verip duracaklar.
Bir de kitapta dikkati çeken şeylerden bir tanesi de aileyle ilişkilerin ne kadar da önemli olduğu. Öykülerdeki ortak temalardan bir tanesi de zaten bu: insanın anne babasıyla ilişkileri tüm yaşam boyunca insanı etkiler. Öykülerde anne ve/veya babasız büyüyenler, annesi babası olup da olmayanlar var, yani sadece bedenen var olanlar..
Uzun lafın kısası kitabın vermek istediği mesajlar bunlar. Tabii başka mesajlar da vermiştir ama ilk göze çarpanlar bunlar diyelim o halde.
Her neyse her üniversitede her şeyin bölümünü açmışlar da anne babalığın bölümünü açmamışlar. Hoş zaten açsalar da pek bir işe yaramaz bence. Belki onda da torpille falan anne baba
İnceleme yazmak için genellikle sevdiğim, beğendiğim, tavsiye edebileceğim kitapları tercih ederim. Ama bu defa öyle olmadı: bu kitabı bir türlü sevemedim. Gerçi okunma oranı ve puanına bakıldığında okuma zevkinin ne kadar değişken olabileceğini bir kere daha anladım. Günümüz yazarlarına her zaman biraz ön yargılı olmuşumdur Hatice Kübra Tongar da benim için o yazarlardan biriydi. Neredeyse tüm annelerin adını dilinden düşürmediğini biliyordum ancak kitaplarını okumamıştım. Belki de okumaya başlamak için yanlış kitap tercih etmişimdir. Çünkü kitapta birbirinden bağımsız çeşitli hikayeler bulunuyor. Yazar önceki kitaplarının aksine hikaye alanında kendini göstermeye çalışmış. Konularını günlük hayattan almış ama bunu yaparken dili de günlük dil olarak tercih etmiş ki beğenmeme sebebim temelde bu. Kitabın edebi yönünü çok zayıf buldum. Kelimeler, cümleler o kadar basit ki anlamsal bir derinlik hiç yok. Bazı yerlerde argo kelimeler de kullanmaya çalışmış ve hikayelerin içinde o kelimeler de çok sırıtmış. Kullanmış olmak için seçilmiş kalıp sözlerle doluydu kitap. Hatta kitabın bir yerinde “Google’a adam gibi adam yazsak Kamil Amca’nın fotoğrafı çıkardı.”Şeklinde bir cümle yazmış ki -artık bu kalıbı ilkokul öğrencileri bile kullanmıyor-okuyunca herkes kitap çıkarmasa keşke diye düşündüm. İçerik olarak da hiçbir hikaye beni cezbetmedi özellikle de çocuk istismarının anlatıldığı hikaye fazlaca rahatsız etti. Yazar hanım belki kendi alanında yazmaya devam etse daha iyi olurdu. Hikaye yazmak kolaydır gibi bir anlayışın sonucu olsa gerek bu kitap. Zira Sait Faik okuyan, Sabahattin Ali okuyan kişi bu kitaptaki hikayeleri onların eserleriyle yan yana dahi getiremez. Ön yargılarımı bir kez daha kıramayan bir eserdi. Bir daha bir kitabını okur muyum? Sanmam…
Kitap çok güzeldi psikolojik hayatta çoğu kadının yaşadığı sıkıntılardan bahsediyor ve bunları hikayeleştirerek kısa kısa hikayeler şeklinde yazmış yazar ben çok beğendim
Kitap çok hoşuma gitti ismine bakınca aslında hiç bu tarz bir yazı tahmin etmemiştim. Özellikle kız çocukları için farklı bir bakış açısı yakalamamı sağladı. Bir anne veya bir baba veya herhangi birinin yaptığı yanlışların altında başka birinin yaptığı bir yanlışın mutlaka olduğunun kanıtı. Mutlaka tavsiye ederim. Severek okuyacağınız akıcı bir anlatımı var.
Bir çocuk için en büyük şans nedir diye sorsanız bana, bilinçli bir anne-babaya sahip olması ve çocukluğunu yaşayabildiği bir aile ortamında büyümesi derim. Okuduğum çocuk gelişimi kitaplarının en önemli vurgusu; çocukluğun, insanın bütün hayatını (hayatının her alanını) etkilediği. Ailenin çocuğa davranış şekli, çocuğa bakış açısı, yetişkinlikte o’na nasıl davranılacağını da büyük ölçüde belirliyor. Çünkü o çocuk, büyüdüğünde ailesi ona nasıl davranmışsa, o tarzda davranan insanları alıyor hayatına. Normali bu çünkü. Kötü bile olsa, olması gerekenin o olduğunu içselleştirmiş. Belki; o çocuğun, anne-babası da öyle gördüğü için ebeveynlerinden, bir miras gibi çocuğuna bu kötü tavrı aktarmış olabilir ama bu döngüyü kırmak mümkün. İnsan yeter ki istesin. Bu kitaptaki gerçek hikayeler, tam olarak bunları görmenizi sağlıyor. İçindeki yaralı çocuğun elinden tutup kendini iyileştiren, döngüyü bedeller ödeyerek kıran on iki yetişkinin, on iki ayrı hikayesini okuyacaksınız bir solukta. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Kendinize çocuk gelişimi ile ilgili bir çok şey katacağınıza eminim.
Kitaptan bir alıntı;
“… unutma en elzem biliş kendini biliş ve en tatlı geliş kendine hoş geliştir. “
Hoş geldin kendim, sefalar getirdin…
Syf:172
Keyifli okumalar
İçerisin de 12 küçük hikaye var bir solukta okunacak kitaplardan, hikayeler birbirinden bağımsız hassas kalpler için gözyaşartıcı yazarın dili anlaşır sade her kesime hitap ediyor..
Bazi kitap sitelerinde çok satanlardan asla düşmeyen bir isim kendisi. Sevgili Hatice Hanım'ın deneme türünde yazdığı bir kitabı hiç beğenmedim hatta beğenmediğim gibi nasıl yazma profilinin dışına çıkmış, çizgisini bu kadar esnetmiş anlam da veremedim. Bu kitaptan beklentim büyüktü. Benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Umarım yazar sadece çocuklar için yazar. Pedagojik olarak da kendini sürekli geliştirmeye çalışan, videoları ve yaşantısı ile örnek olmaya gayret gösteren yazarın kendi yetkinliğinin dışına çıkmamasını temenni ediyorum. Hayatın içinden öyküler sunmaya çalışmış ama üslup ve teknik anlamda bunu kesinlikle başaramamış.
Kitabı çok sevdim. İçerisinde kısa kısa hayatlar var. Hayatınızda karşılaşabileceğiniz veya yaşayabileceğiniz durumları çok iyi anlatan bir kitap olmuş. Bazı yerlerde çok sinirlendim bazı yerlerde çok mutlu oldum. Kadınların bu hayattaki yeri ,önemi çok iyi anlatılmış bence. Örnek yaşanmışlıklarla... Ve yine onlara yardım eden kadınlar...
Kitap Adı: Çeyiz
Yazar: Hatice Kübra Tongar
Puan: 6-7/10
Kapak Tasarımı: 10/10
İç Tasarımı: 8/10
İnceleme: Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu, kitabı okuma sebebim öncelikle kitabın çıktığı tarih olan Eylül 2022 tarihinden beri Eylül-Ekim-Kasım-Aralık ayları içerisinde çok satanlar da zirvede olması nedeniyle merak ettim okudum. Kitap 12 tane hikayeden oluşuyor, hikaylerin tamamı yetişkinlerin çocukluk travmaları, çocukluktan gelen travmatik özellikleri üzerine kurulmuş hikayeler. Hikayeleri okurken bunların gerçek hayattan alınmış olaylar olabileceğini düşündüm çünkü öyle ki bu on iki hikayenin hepsi hayatın içinde olan ve olabilecek olaylar idi. Yalnız kitabın ilk 6 hikayesini çok durağan ve sıkıcı bulmakla birlikte bu ilk altı hikâyede ataerkil yapıyı eleştirirken bir feminizm, feminist söylemler olduğunu düşündüğüm bir kaç hikaye oldu, öte yandan hemen hemen her hikâyede İslami unsurlar olması ve can alıcı tespitler, sözler olmasını da çok güzel buldum. Kitabın son altı hikayesini bireyin iç dünyasına daha çok eğildiğini ve daha akıcı, okuru saran hikayeler olduğunu düşündüğüm için ben son altı hikayeyi beğendim ama ilk altı hikaye için aynı şeyi maalesef söyleyemem... Kitabın iç tasarımında solda ki sayfaların her sayfanın sol üst köşesinde yazarın adı, sağda ki sayfaların üst sol köşesinde ise kitabın ismi yazıyordu. Bunları yazarken hepsi küçük punto yerine baş harfler büyük olsa ve kitabın ismi yerine de her hikayenin kendi ismi olsa daha estetik olabileceğini düşünüyorum. Kapak tasarımı yani dış tasarımı ayrı güzeldi, özellikle çeyiz sandığı motifi güzel olmuş. Özel ayracı olan kitapları da ayrı bir seviyorum bu açıdan da beğendim. 24 saat olmadan bitirdim bir kitap oldu, genel olarak 6-7/10 puanlık bir kitaptı. Feminist dilli bölümleri çok haksız buldum ve sadece
Orta öğrenimini Kadıköy Anadolu İmam Hatip Lisesi`nin süper lise bölümünde tamamladı. Lisans eğitimini ilahiyat ve sosyoloji üzerine yaptı. Lisans süresince, dalının uzmanı eğitimcilerden 1000 saatlik çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda ihtisas dersleri aldı. Çocuk gelişimi üzerine edindiği bilgi ve deneyimi annelerle paylaşmak için 2007 yılında kadincakararinca.com internet sitesini kurdu. Bu adres aracılığı ile her gün binlerce anneyle buluştu. Yazı yazmak, ilkokul yıllarında başlayan kompozisyonlarla birlikte, hep hayatında oldu. Makaleleri çeşitli dergilerde yayınlandı. Çocuğa dair birçok projede metin yazarlığı yaptı. Türkiye`nin ilk interaktif çocuk CD projesi olan "Muallim Çocuk"un metinlerini yazdı. 2009 yılında Minik Bebeğime Afiyetle isimli kitabı, 2011 yılında 10 kitaptan oluşan Masal İstediğin Gibi Bitsin seti, 2013 yılında 0-1 yaş bebek bakımını anlatan Anneciğim Beni Tanıyor musun? isimli kitabı ve 2014 yılında 1-5 yaş çocuğunun gelişimini kaleme aldığı Anneciğim Ben Büyüyorum isimli eseri yayınlandı. Halen ulusal radyo ve televizyon kanallarında çocuk eğitimi programları hazırlayıp sunmaya, Moral Dünyası ve Çocuk ve Aile Eğitimi dergilerinde aileye dair sayfalar hazırlamaya, Moral FM radyosunun kurumsal metin yazarlığını yapmaya ve Allah`ın biricik emanetleri olan İsmail Enes ve Ahmet Eymen`e hakkıyla emanetçi olabilme duasında bulunmaya devam ediyor.