Selam dostlarım
Tabii ki kendi kitabıma inceleme yazmayacağım ama burada anlatmak istediklerimi bu şekilde dile getirmek istedim. Biraz kendimden ve yazma sürecimden bahsetmek istiyorum.
Ben Begümora.
Liseden beri en büyük hayalim yazar olmaktı. Ortaokulun sonlarında gizli gizli, biraz da saçma sapan öyküler yazardım. Lisede yazdığım kısa yazılarla fark ettim ki kelimelerle kendimi çok daha iyi ifade ediyorum. Bu yüzden yazdım, yazdım ve yazdım. Ta ki bir alay konusu olup hevesim kırılana kadar.
Bir gün defterim ele geçirildi, karalandı, hatta arkasına küfürler yazıldı. O günden sonra yazmayı bıraktım. Ama o an anladım ki ben sadece yazmayı değil, kendimi de yarım bırakmıştım.
Lise üçüncü sınıfta aklıma gelen bir fikirle bir kurgu yazdım. İçimden gelen bir cesaretle edebiyat öğretmenimi ikna edip TÜBİTAK’a katıldım. O kadar heyecanlıydım ki. Tekrar yazmak bana kendimi iyi hissettiriyordu. Ders yoğunluğuma rağmen yaklaşık 100 sayfalık bir kurgu yazdım. Her şeyiyle ben ilgilenmiştim. Ve o TÜBİTAK günü… Kapakta birkaç öğrencinin ve öğretmenimizin olduğu o dosyayı sundum. (Hâlâ saklıyorum.)
O an aklımdan geçen tek bir şey vardı:
“Ben yazar olacağım ve imza günümde kendi kitabımın başında olacağım.”
İçimde bir yerlerde bu doğru gelmişti. Cesaretimi toplayıp kendin bas mantığıyla ilerleyen bir yayınevine yazdım ve beni kabul ettiler. Sadece belli bir ücret gerekiyordu. O kadar heyecanlıydım ki.
Ama maalesef yine kimse bu yolda benimle olmadı.
Öğretmenlerim “Kitap yazmak öyle kolay değil.” dedikçe içimdeki heves azaldı. Asıl sebepse yalnızlığımdı.
Pes ettim.
Yarım kaldım.
Yıllar geçti. Ben artık hayalleri ve benliği yarım kalmış bir genç kızdım. Kelimelerime bile küsmüştüm.
Üniversiteye geçince sorumluluklarım arttı, sıkıştım, kelimeler boğazımda kaldı.
Yarım kalmamın üzerinden yıllar geçti. Bir gün bir büyüğümle dertleşirken bana şunu sordu:
“Neden yazmayı denemiyorsun?”
İçimdeki kırıkları ancak yazarak atlatabileceğimi biliyordum ama hâlâ kırgındım.
“Yazmalısın.” dedi ve o gece hemen kalemimi ve kâğıdımı aldım.
Saatlerce yazdım. Ellerim acıyana kadar yazdım. Gözyaşlarım sayfaları ıslatana kadar yazdım.
O an dedim ki: “Ben şu an gerçek oldum. Tam oldum.”
Bundan bir sene önce, “Şöyle olsa nasıl olurdu?” diyerek başladım. Sonra “Peki ya sonra?” dedim ve yazmaya devam ettim. Bir baktım, beş sayfa olmuş.
“Küçük hayalleri olan Begüm için yeniden dene.” dedim kendime.
Bu kez farklıydı. Artık yalnız değildim. İlk kelimemde beni tebrik eden dostlarım ve hayat arkadaşım vardı.
Yazdım.
Sonra düşündüm: “Bu romana hangi isim yakışır?”
Ve buldum. Noktalı Virgül.
Noktalı virgül dövmesi, intihar ve ağır depresyonla mücadele eden kişiler için bir farkındalık simgesiydi.
Her şey mükemmel gitmedi elbette. Bazen silmeyi düşündüm, bazen aylarca yazmadım. Bazen kendimi sorguladım, bazen gurur duydum. İlk başta Aurora’nın hikayesini kimseyle paylaşmak istemedim ama son cümleyi yazdığımda şunu söyledim:
“Aurora’nın hikayesini anlatmam lazım.”
Ve benim için zorlu bir yolculuk başladı: yayınevleri.
Ülkemizde çoğu zaman sadece yazarın kim olduğuna, ne kadar takipçisi bulunduğuna bakılıyor. Bu süreç benim için en sancılı dönemdi.
Ama içten bir yerde hep “Olacak.” diyordum.
Sonunda umudumu kaybetmek gibi bir hata yaptım. Erkek arkadaşıma “Pes ediyorum.” dedim. Elimi tuttu, “Başaracaksın.” dedi.
Ve beklemediğim bir anda bir yayınevi beni kabul etti. O anki mutluluğum tarif edilemezdi. O sözleşmeye attığım imza, hayatımın en güzel imzasıydı.
Kitabım çıkana kadar hem başka bir işte çalıştım hem kendi hayatımla mücadele ettim. Çok yıprandım, sağlık sorunları yaşadım ama her zaman tek bir şeye bağlandım: Noktalı Virgül’e kavuşmak.
Amacım para kazanmak değildi. Ben sadece insanlara dokunmak ve hayalinin peşinden giden bir genç kızın hikayesini yaşatmak istedim.
Şimdi ise Noktalı Virgül ellerimde.
On yılın hayali ve bir yılın emeği.
Kitabımı seversiniz ya da sevmezsiniz, bunu bilemem ama Aurora’yı anlamanızı çok isterim.
Çünkü ben artık kendi benliğimi buldum.
Bu kitap, lisede zorbalığa uğrayıp yazmaya küsen, ilk kurgusunu yazarken yalnız kaldığı için hayallerinden vazgeçen Begüm için.
Eğer sizi tamamlayan bir hobiniz varsa, onu asla bırakmayın.
Yarım kalmayın.
Hayallerinizden vazgeçmeyin.
Ve bu süreçte yanımda olan, bana güç veren dostlarıma teşekkür ederim.
Kutup yıldızınız hiç sönmesin,pusulanız sizi daima doğru kaplere götürsün.
İyi ki varsınız.