Suç ve Ceza, edebiyat tarihinin en büyük birkaç romanından biri olmanın ötesinde, insan ruhunun en karanlık ve en aydınlık köşelerini aynı anda aydınlatan bir projektör gibidir.
Raskolnikov’un “olağanüstü insan” teorisiyle işlediği cinayet, aslında bir fikir deneyidir: “Napolyon gibi insanlar kanunların üstündeyse, ben de üstünde olabilir miyim?” Dostoyevski bu soruyu öyle acımasız bir gerçekçilikle sorar ki, okurken kendi ahlak sınırlarınızı tekrar tekrar test edersiniz. Kitap boyunca “Acaba ben de böyle bir fikir uğruna cinayet işleyebilir miydim?” sorusu peşinizi bırakmaz. İşte bu yüzden Suç ve Ceza sadece bir polisiye ya da psikolojik roman değil, aynı zamanda felsefi bir ayna.