Yılın en iyi romanı mı? -Hayır.
Roman mı okudum ondan bile emin değilim.
Bestseller olmayı hak ediyor mu? -Bence cevap yine Hayır.
Kitap kulübümüzle okuduğumuz Eylül ayı kitabıydı, kendi başıma açıp okur muydum emin değilim. Elbette nefret etmedim kitaptan lakin bayılmadım da. Karakterler çok yüzeyde kalmış, hareket motivasyonları derin değil, anlatım yalın (ki kitabın bitmesini sağlayan şey de bu yalınklık oldu). Günümüz yayın hayatının, - hatta bana kalırsa sadece yayın hayatının değil baştan aşağı sosyal hayatın - bir okumasını yapıyor aslında kitap.
Linç kültürü, ahlak normlarınıza nasıl bir esneklik kazandırdığınıza bağlı olarak değişkenlik gösteren kötü reklam kazanımları, yaklaşık 10 sayfada bir ortaya atılan ırkçılık karşıtlığı (ki bence kitabın bu kadar popüler olmasının bir nedeni de bu konu üzerinde çok sık durması) ve yayın sektörünün arka perdesinin harmanlanıp; ayıp olmasın diye içerisine olay örgüsü ve karakterler serpiştirilmiş bir derlemesini okudum 300 küsür sayfa boyunca.
Akıcılık konusunda başlarda iyi başlasa da kitap aynı durum üzerinde, çevresinde, yanında, yöresinde o kadar çok dolanıyor ki bir noktada ana karakter yazarken, siz de okurken tutukluk yaşıyorsunuz. Sürekli tekrarlanan olaylar, cümleler; biraz da bir süre reyting yaptı diye yayın kuşağında tutulmaya çalışılan bu nedenle de ana metnin etrafında kısır döngüye sokulan diziler gibiydi. Bana 100 sayfalık konunun 300 küsür sayfaya zoraki uzatıldığı izlenimini verdi.
Bu kadar olumsuz eleştiriden sonra sadede gelecek olursam; okumak istiyorsanız okuyun ama okuduktan sonra hayatınızda bir şeyler eksikmiş de, o kitabı okuyunca tamamlanmış gibi hissettiren kitaplardan değildi ne yazık ki.